Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.

Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Demet Eker

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

2025’te de dergilerden tanıdığımız bazı öykücülerin ilk kitaplarını okuma şansım oldu ki bunu fazlasıyla önemsiyorum. Onlardan ilki P. T. Barva’nın Andrea’ya Mektuplar adlı kitabı. İki bölümden oluşan kitap bambaşka bölümler olmasına rağmen ortak ton, dil ve üslup özelliklerini yakalaması, anlatıcı ve kahraman arasındaki mesafeyi koruması bakımından dikkat çekiciydi. Mektuplardan oluşan bölüm, bu türün özelliklerini kurmacanın çok sesli yapısıyla birleştirerek okurla doğrudan konuşan bir anlatı kurmuş. Zekâ, kırılganlık, hüzün ve ince alay bu bölümde göze çarpan özellikler. Dilindeki ince işçilik ve duygunun dozunu hiç kaçırmayan anlatımı da beni çok etkiledi.

Bir diğer ilk kitap Yelina Tayfur’dan Dünyadan Sonra Bir Yer. Öykülerin nasıl kurulduğu ve dilsel tercihleriyle öykü türü açısından nitelikli bir yerde olduğunu söyleyebilirim. Tüm öykülerde iç konuşmalarla dış sesin, betimlemeyle diyalogların doğal bir akış içinde birbirine karıştığını görüyoruz. Yazarın cümleleri sık sık kesip aralarına geçmişten ya da başka karakterlerden sızan ifadeler yerleştirmesi, metne sürekli bir devinim kazandırıyor. Öykülerdeki döngüsellik, tasavvuftaki “devir” metaforu açısından da değerlendirilebilir.

Üçüncü olarak bu sene çok konuşulan kitaplardan birini eklemek isterim, bu da hepinizin tahmin edebileceği gibi Georgi Gospodinov’dan Bahçıvan ve Ölüm. Önce konusu nedeniyle mesafeli olduğum anlatıda, babanın ardından duyulan acının ifade ediliş biçimi beni çok etkiledi. Ölüm denen büyük olgunun ifadesi, ona bir isim, bir tanım, bir yer vermek isteği tüm yazarların ortak konularından. Farklı olansa duygunun ifadesi. Ölümün ardından kalan eşyalar ve nesnelerle duygular arasında kurulan bağın aktarılışı ve bunu dile getirmedeki başarısı okuma deneyimim açısından önemliydi.

Ömür Müzeyyen Yılmaz’ın son romanı Defne Yangını’nı da anmadan geçemem. Ele aldığı konuyu tüm sosyolojik derinliğiyle kaotik bir yapıda ve beklenmedik bir sonla okura sunan, bu sırada dildeki özeniyle dikkat çeken bir kitap. Gözden kaçmaması gereken romanlardan biri.

Başka bir kitapsa Üzeyir Karahasanoğlu’nun Gece Hep Gece adlı romanı. Kendisini öykücülüğüyle tanıdığım yazar, tarihi bir romanda da başarılı olabileceğini göstermiş. Tarihin, kurmaca alanına taşınması her zaman dikkat çekici olmuştur benim için. Uzun araştırmalara dayandığını okuyan herkesin anlayabileceği bu roman, İstanbul’un işgal yıllarının çok da bilinmeyen hüzünlerini ve ayrıntılarını anlatması bakımından bambaşka bir pencere açtı.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

 Senenin hemen başında Selim İleri’yi ardından yılın ortasında Pınar Kür’ü kaybetmemiz, Bahriye Çeri Hoca’nın birkaç yıl öncesinden başlayarak Nahit Sırrı Örik’i gündeme getirmesi ve İstanbul Edebiyat Haritası’nı yazması benim açımdan önemliydi. Bunların yanında yayın dünyasındaki taciz ve şiddet olaylarına karşı kadın+ edebiyatçıların bir araya gelerek sorunları çeşitli ortamlarda dile getirmeleri ve direniş göstermelerini konuşmaya değer buluyorum ve önemsiyorum.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Toplumsal anlamda yaşadığımız sıkıntılar edebiyat ortamına da sirayet ediyor. Edebiyatçıların kendi aralarındaki tartışmaların üslubu çok dikkat çekici örneğin. Edebiyat ortamımızda eleştirinin daha cesur, bağımsız, analitik ve saygılı bir zeminde yapılmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan Şükran Yiğit’in son günlere damgasını vuran yazısı çok kıymetli. Çoğu metin yalnızca tanıtım düzeyinde konuşuluyor, derinlikli değerlendirmeler sınırlı. Teknolojini hızına ayak uydurmaya çabalıyoruz her anlamda, eser sayısı artarken okurun dikkat süresi azalıyor. Kitapların raf ömrü kısalıyor ve iyi metinler bazen görünmeden gözden kayboluyor. Umarım daha güzel günlerde daha verimli eserler ortaya çıkartabiliriz.

Bu seneki soruşturmada bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim.