Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Benim için yılın en önemli yayını, Giray Fidan’ın Çinceden çevirisi ve Gao E’nın notlandırmalarıyla İş Kültür Yayınları tarafından basılan Çin klasiği Kızıl Köşkün Rüyası (Taşın Hikâyesi). 1792 yılındaki ilk baskısına kadar el yazmalarıyla çoğaltılarak dolaşımda kalan romanın yazarı Cao Xueqin. O kadar önemli bir klasiktir ki, “Kızıloloji” adıyla kitabı çalışan bir disiplin bile vardır Çin akademisinde. Gerçek ile rüyanın içe içe geçtiği, bol karakterli ve ünvanlı, bir konudan başka konuya hızla geçilen, şiir ve şarkıların okunduğu Kızıl Köşkün Rüyası dönemi sert bir şekilde eleştirir. Kitap içinde Nüshu’nun ipuçlarının saklandığı bir bölümün olduğu da varsayılır, daha doğrusu hakem gözünden geçmese de yayımlanmış makaleler vardır bu konuda. Heyecanım biraz da bu nedenledir.

Önemli bulduğum bir diğer kitap, Deniz Çiftçi çevirisiyle Livera tarafından yayımlanan Tim Ingold’un Çizgiler: Kısa Bir Tarih’i. Çizginin antropolojisini temellendirmeyi amaçlayan yazarın, Çin kaligrafisine de değindiği sayfalar benim için kaynak niteliğinde ve başucumda.
Everest tarafından yayımlanan Alejandra Pizarnik’in Delilik Taşı, bu yıl başucuma yerleştirdiğim bir başka kitap. Yasemin Çongar’ın Türkçesiyle bakışımlı olarak basılmış Pizarnik’in şiirleri. Uzun süredir iki dilli yayımlanan bir kitaba rastlamamıştım, bu nedenle ayrıca heyecanlandırdı.

Aras tarafından basılan Mayda, bence yılın önemli yayınlarından biri. Romanı Ermeniceden Maral Aktokmakyan çevirmiş ve 1841 yılında İstanbul’da doğan Sırpuhi Düsap’ı, yazınını, dönemi ve Maya romanını anlatan bir sunuş eklemiş kitaba: “…iki kadının mektupları, toplumun tüm eril seslerini dışarıda bırakır. Ermenice edebiyat sahnesinde, geleneksel ataerkil düzenin kurbanı olan bir kadın ile ona yenilikçi, savaşçı ve düşünen bir kadın olmayı öğreten başka bir kadının sesini ilk kez dinlemektedir okur.” Düsap ve kadın karakterlerinin sesini duymak, kadın mücadelesinin asırlık sesini dinlemek etkileyici ve unutulmazdı.
YKY tarafından basılan Gece Yarısı Mavisi ile Füruzan’ın ilk öykülerini okuma fırsatı bulduk bu yıl. 1956-1962 yıllarında dergilerde yayımlanan 16 öyküyü titiz bir arşiv çalışmasıyla bir araya getiren Olcay Akyıldız ve Bilge Ulusman’ın kitabın sonundaki “Füruzan Edebiyatını Dünden Kuşatmak” başlığıyla kaleme aldıkları sonsöz yazısı Füruzan Olayı’nı derli toplu anlatırken bu tür çalışmaların önemini de hatırlatıyor. Eril kanon tarafından sesi kısılan yazar kadınlara edebiyat tarihinde yer açmak için çalışan akademisyenler ve verimlerinin çoğalması bugün yazarak direnmeye devam eden kadınlar için çok yüreklendirici.
Feminist hattı izleyerek bir kitaptan daha bahsetmeliyim. Bilge Ulusman’ın çalışması Edebi Babanın Reddi Metis tarafından yayımlandı. Alt başlığı “Kadın Yazınında Kurucu Söylem, Türsel İşlev ve Anlatısal Arayışlar (1895-1950)”. Bu kaynak kitap da masamın üzerinde uzun süre bana eşlik edecek.
Adını anmak istediğim pek çok kitap var aslında ama Asuman Susam’ın yeni şiirlerini topladığı bu yıl yayımlanan Kalbi Hızlandıran Şeyler’den bir dizeyle bitireyim: “bize hiçbir şey müjdelenmedi kendi çağımızdan.”
