Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Nostalji, Mircea Cartarescu (Holden Kitap, 2025): Daha eski ve başka çevirileri de var ama ben Holden çevirisini çok beğendim. Kitabı şöyle özetleyebilirim. Şiirsel bir titizlikle işlenmiş; sıradan hayatı epik bir dünyaya dönüştüren kâbus gibi bir rüya. Başyapıt dedikleri kadar var.
Değişmek, Edouard Louis (Can Yayınları, 2025): Benim için, öfkenin ve umudun aynı anda okura çarpıcı bir gerçeklikle ulaşabildiği bir metindi, benzeri az bulunan bir deneyim oldu.
Çiçeklenmeler, Melisa Kesmez (İletişim, 2025): Melisa Kesmez, önceki kitaplarındaki gibi yine derin gözlemleriyle öne çıkıyor. Kırılma anlarını ve yeniden başlamayı sakince ve samimiyetle işliyor. Yalın ama yoğun dili yine çok etkili. Belki metin biraz daha uzayabilir, esneyebilirdi. Ama böyle de çok güzel.
Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov (Metis, 2025): Özenle işlenmiş metaforlar ve Camus- vari sorgulamalarla ölüm, yas, kabullenme temalarını sembolik olarak anlatıyor. Belki, bu kitapla epey büyüyen okur kitlesi, başyapıtı Hüznün Fiziği ile de tanışır.
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Eserlerden bağımsız olarak, 2025’in olayı bence yayıncılığın yapay zekâ ile imtihanıydı. Çeviri süreçlerinde yapay zekânın daha agresif kullanımı, buna karşı çevirmenlerin / editörlerin verdiği tepkiler, edebiyatın “insani” özünün sorgulandığı sert tartışmaları beraberinde getirdi. Artan maliyetler nedeniyle butik yayınevlerinin daralması ve bandrol sayılarındaki düşüş ise yılın en can yakıcı gerçeğiydi.

İkinci olarak, 2025 Nobel Edebiyat Ödülü’nün Laszlo Krasznahorkai’ye verilmesi diyebilirim. 2024’te Han Kang ile gelen “tarihsel travma” vurgusundan sonra, bu yıl Krasznahorkai’yi seçerek “apokaliptik ve felsefi” bir derinliği ödüllendirdiler. Öncesinde, Direnişin Melankolisi’ni okumuştum, yaşamla kurduğu o boğucu ama büyüleyici evrenin onurlandırılması, “zor metinlerin” hâlâ kıymet gördüğünün bir işareti. Krasznahorkai’nin başarısı, tüm dünyada edebiyatın kolaycılığa kaydığı eleştirilerine karşı, biçimsel arayışın ve dilin direnişinin hala en büyük güç olduğunu hatırlattı.
Son olarak da şunu söyleyebilirim. Kurgusal olmayan türlerin (deneme, inceleme, günlükler) ciddi bir okur kitlesi kazandığına şahit olduk. Büyük toplumsal meselelerin doğrudan dile getirilemediği bir ortamda, deneme türü; politik ve kültürel eleştirinin sofistike bir mecrası haline geldi. Bu durum, eleştirel düşüncenin, popüler roman piyasasının dışında kendine bir direniş alanı bulması açısından önemliydi.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyatla insan ilişkisinin gittikçe zayıflamasından daha büyük bir sorun görmüyorum. İkincil olarak şunları sıralayabilirim. Hız ve kolay tüketim odaklı dijital çağın baskısıyla edebi metinlerdeki dilsel derinlik ve anlatım nüansı giderek azalıyor. Yeni değil ama artan maliyetler ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle yayıncılar, deneysel ve zorlayıcı nitelikli eserleri yayımlama riskinden kaçmaya devam ediyor. Şunu da ekleyebilirim, edebi eleştirinin gücünü kaybetmesi ve ticari başarının edebi değerin tek ölçütü haline gelmesi, nitelikli metnin görünürlüğünü engellemeye devam ediyor.
