Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.

Ercan Yılmaz

2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

W. B. Bayrıl, Köksaplar, Mühür Kitaplığı: Okuru iç içe derinleşen ve genişleyen daireler gibi kuşattığı için.

W. B. Bayrıl, Köksaplar Günlüğü, Mühür Kitaplığı: Bir eserin yapılma sürecini kışkırtıcı bir şekilde anlattığı için.

Nilay Özer, Yüzü Kelebeklerle Örtülü, Everest Yayınları: Şaşırtıcı ve yaratıcı lirik gibi durmayan lirizmi için.

Ali Ayçil, Karşı Roman, İletişim Yayınları: Cüretkâr ve samimi edası için.

Nevzet Çelik, Paris’teki Café et Jardin Turc’ün Serüveni, Ketebe: 18. Asrın Paris atmosferi için.

Rilke, Duino Ağıtları, Everest Yayınları: Cem Yavuz’un incelikli çevirisi için.

Ömer Erdem, Günler Çözüldükçe / Sezai Karakoç’a Doğru, Everest Yayınları: Sahih bir şair portresi için.

Hilmi Yavuz, Rüya Şiirleri, Everest Yayınları: İbn Arabî Fusûsu’l-Hikem’in bir yerinde şöyle der: “Âlem bir vehimden ibarettir; onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise ‘hayâl’ ile kastedilen şeydir. Yâni sen hayâlinde zannettin ki bu âlem kendi başına buyruk, kendi kendine oluşmuş bir gerçektir; mutlak Gerçek’den (Hakk’dan) hâriç bir varlıktır. Hâlbuki hiç de böyle değildir.” “Bil ki senin kendin de bir hayâlsin; idrâk ettiğin her bir şey ve ‘bu ben değilim’ dediğin her bir nesne de bir hayâldir. Şu hâlde bütün varlık âlemi de hayâl içinde hayâldir.” Öyleyse rüya, vehim ve hayâl bir remizdir. Hilmi Yavuz vehimleri ve hayalleri rüyaya, rüyaları da metafora dönüştürmek sûretiyle Âlem-i Hiss’ten Âlem-i Temsil’e doğru bir keşif yolculuğuna çıkıyor. Bu yolculuk şiir yapma eylemi dolayımında Hilmi Yavuz’un her zaman iddia ettiği gibi şuurlu bir eylem olmaktan çıkmıştır bir bakıma. ‘Zuhurat’ kelimesiyle de açıklayabileceğimiz bu ‘hâl’, hem şiir hâlini hem de mistik bir hâli aynı anda içeriyor. ‘Rüya Şiirleri’ denilebilir ki bir perdenin ardındaki gizli bir şeyi fâş etmektedir. Hilmi Yavuz, Valery’nin Baudelaire şiiri dolayımında söylediği “büyü üretimi” ifadesini “rüyâ üretimi” olarak yeniden üretiyor.

Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Maltepe Üniversitesi tarafından düzenlenen ve ülke çapında yüzlerce okul tarafından yapılan Roman Kahramanları Festivali.

Bir müzayede tarafından satışa çıkarılan en eski Yûnus Divanlarından Karaman Nüshası.

Serkan Keskin’in Saatleri Ayarlama Enstitüsü oyunu, bu sene de.

Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?

Varlık, Kitaplık, Karabatak, Notos, Roman Kahramanları.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Bu soruya ‘şiir’ özelinde cevap vermek istiyorum. Şiir modern dünya karşısında şairin tavrını belirlemiyor artık. Şiir şairin, ki o kendisine özne denmesini daha uygun bulacaktır, derinliğinin, kaosunun, zekâsının, isyanının, ironisinin bir vitrini konumuna geleli çok oldu. Modern dünyanın kaosu içinde bulantı ile bulanıklık arasında debeleyen şair için dünyada şairane konaklamanın hiçbir hükmü olmadığı gibi şiirin tanrısal özü de esamesi okunan bir şey değil artık. Kendisini gösterme tavrı şairin “Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar” dizesinin önüne geçmekle kalmadı, aynayı da parçaladı.

Üniversitelerdeki şiir odaklı derslerin 2000 sonrasına neredeyse hiç uğramaması, şairlerin şiirin tarihi hususundaki yetersizlikleri, şiirin bir ‘ben’ fanusuna sıkıştırılması, gruplaşmalar, gerçek manada eleştirinin azlığı, görsel ve yazılı medyanın şiire mesafesi, sempozyumların tekdüzeliği, şiir şölenlerinin renksizliği, sosyal medya kaosu, şiir yayıncılığının açmazları, her alanda ve anlamda yaşanan zevk hezimeti, lise edebiyat derslerinde iyi bir okur olmanın alt yapısının verilemiyor olması gibi birçok başlık nitelikli şiirin öne çıkmasını ve merkezde olmasını engellese de şiir kısa ve uzun vadede kâh usulca akan bir yeraltı ırmağı gibi kâh bir çağlayan gibi varlığını sürdürecektir. İnsan varsa şiir de vardır. Yapay zekâ varsa şiir daha çok vardır. Türkiye’de şiirden de insandan da umut kesilmez çünkü.