Dünya’nın oluşumundan itibaren (50 Milyon yıl hata payıyla) 4 milyar 540 milyon 874 bin 675. Yıl, 120. Gün:
YERALTINDAN NOTLAR
“Halklar geçmişte durmadan boğuştular, şimdi de boğuşuyorlar, gelecekte de boğuşacaklar.” (Dostoyevski, Yeraltından Notlar)
Dostoyevski, kırkından sonra yazdığı Yeraltından Notlar adlı kitabının bir deneme olan ilk bölümünde (Yeraltı), okurla yer yer şımarıkça bir biçemle abartılı bir samimiyet kurmayı seçer. “Yeraltı”nın anlatıcısının, yazarın kendisi olmayıp isimsiz kurmaca biri oluşu metni bir deneme olmaktan çıkaramıyor.
Kitabın ilk elli sayfasını kapsayan yeraltı monoloğunda okur, konuşkanlıktan güç alan ama doyurucu bir derinliğe ulaşmadan başka bir konuya doğru yol değiştiren anlatıma sabretmek zorunda. Yalnızca VII. kısımda, insan denilen canlının kan dökme isteğinin son derece gerçekçi ele alındığı bir metine rastlıyoruz. İlk bölümün geri kalanında birçok kavram (yücelik, bilinç, intikam duygusu, acıdaki haz, tembellik, özgür irade, istekler ve çıkarlar, çabaya övgü, vb. gibi) felsefi açıdan irdeleniyor. Yeraltından Notlar’ın Türkçesi, Ergin Altay’ın güzel çevirisiyle, yazarın sık sık kullandığı parantez içi açıklamalarına karşın akıcı bir metin olmayı başarmış.

Kitabın ikinci bölümü olan “Sulusepken Üzerine”de anlatıcı karakterin biçemi başlangıçta ilk bölümdeki denemeyi andırsa da kısa sürede sönümlenecek ve anlatılan, karmaşık insan ilişkilerinin olduğu kadar, toplumda bireyi bekleyen badirelerin irdelendiği bir metin haline gelecektir. Bir farkla ki, artık bir öykü kahramanımız ve bir hikayemiz var.
Kitabın arkasında, Yeraltından Notlar için, “Dostoyevski’nin Gogol’ün etkisinden kurtularak kendi sesiyle verdiği ilk büyük yapıt,” deniliyor. Katılmak zor. Biliyoruz ki, Gogol için Puşkin ne ise Dostoyevski için de Gogol odur. Yazar, Gogol’ün ölümünden 12 yıl sonra basılan bu kitabında sık sık Gogol’e ve kahramanlarına gönderme yapar, hatta, onun Palto adlı öyküsünden aldığı esinle kahramanının paltosunun yakasıyla ilgili uzun uzadıya yazmaktan kendini alamaz. “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık,” sözünün Dostoyevski’ye mal edilmesinde bu temsiliyetin veya her ne kadar kendisi “fazla bilinçli olmak bir hastalıktır,” dese de, bilinçli bir taklidin rolü olsa gerektir. Yine de, Yeraltından Notlar kendine güveni yüksek bir yazarın, bu güveni edebi bir üsluba çevirmeyi başardığı bir yapıttır.
Bir psikolojik roman yazarı olarak, Dostoyevski’nin anlatımını bir başka psikolojik biyografi ve novella yazarı Stefan Zweig’a benzetirim. Bu iki yazar, karakterlerini analiz ederken, onları karakter özelliklerindeki zıtlıkları ya da çelişkileriyle (Dostoyevski’nin deyişiyle “çetin iç hesaplaşmalar”) verirler. Bu düz ile tersin, iyi ve kötünün, övgü ve yerginin yan yanalığı (juxtaposition), bu çarpıcı üslup, okur için hayranlık veren şaşırtıcılıktadır ve iki yazarın edebiyattaki gerçekçi tarzlarına paralel olarak evrensel insan karakterini nesnel biçimde başarıyla yansıtır.
Toplum içinde bireyler arası ilişkilerin yarattığı psikoloji hakkında kuramsal düşüncelere alabildiğince açık okurlara seslenen bir kitap Yeraltından Notlar.
126. Gün:
FARKLI BİR FİLM: FREMONT
Günümüzde uzun uçak yolculukları, yolculuğun tüm sıkıntılarına karşın, iyice keyif vermeye başladı. Temmuz başındaki Avustralya yolculuğumuzda Katar’dan kalkan ikinci uçağımız çift katlı dev bir uçaktı ve yolculuğumuz 15 saate yakın sürdü. Önümdeki ekran bilgisine göre, film, TV, konser, belgesel ve oyun gibi toplamda 4 bin eğlence programına bir tıkla ulaşılabiliyordu. Fırsatı kaçırmayarak filmlerde gezindim ve üç film seyrettim. Biri cidden söz etmeye değer: Fremont. 2023 yapımı. Tat kaçırmadan, Londra merkezli çalışan İranlı yönetmen Babak Jalali’nin filminin konusunun ve bazı dikkat çeken niteliklerinin üzerinde gezinmek isterim.

Beni filme çeken siyah-beyaz oluşu ve posterdeki genç kadının yüzündeki ifade oldu. Donya, yirmilerinde bir Afgan kadını. Kaliforniya’da, çoğunlukla Afgan ve Çinli göçmenlerin yaşadığı küçük bir kasaba olan Fremont’dan; şans, kader ve akıl sembolü olarak tanınan fallı kurabiyeler üreten bir Çinli ailenin şirketinde çalışmaktadır. Akşamları gene bir Çin lokantasında, yemek sonrası, dostluk geliştirdiği yaşlı Çinli lokantacıyla sonu gelmez Türk dizileri seyretmektedir. İş yerinde beklenmedik bir olay Donya’yı fal yazarlığı görevine terfi ettirir. Yeni işindeki gözüpek kararı nihayet onu yaşamının rutininden çıkaracak ve uykusuzlukla boğuştuğu yalnız gecelerini sonlandıracak mıdır?
Film tamamen genç kadına odaklanır. Yönetmen, Donya’nın Afganistan savaşında Amerikalıların tercümanlığını yapmış olmasına pek ağırlık vermez ama, Çinli işyeri sahibinin söylediği gibi, “bir insanı yazar yapan onun geçmişidir.” O geçmiş ki, düşmanla işbirliği yapmanın vicdan tırmalayan anısını genç kadına taşıtmaktan geri durmayacaktır. Filmdeki diğer karakterler; iş arkadaşı ve sırdaşı işçi kadın, uyku haplarını parasız alabilmesini sağlayan eksantrik psikolog ve komşu Afgan ailenin bireyleridir.
Filmdeki sahneler kısa videolar şeklinde belirir. Her biri çarpıcı, konuşmanın sükutla dengelendiği fotoğraf tadı veren hareketsiz sahnelerdir. Bu tarz bir anlatımla film, bir sanat filmi (arthouse filmi) haline gelir. Fremont, insanı kendi çevresel koşulları içinde anlatır görünmekle birlikte insanın evrensel niteliklerine ait felsefi derinlikleri yoklamaktan kaçınmaz: İnsan olarak hepimiz hepimizin aynasıyızdır. Hepimiz hepimizden bir şeyler öğrenir ve karşılıklı olarak önce düşüncelerimizi ve sonra da yaşamlarımızı değiştiririz… Eh! Biraz da şansın yardımıyla.
Fremont, içinde barındırdığı ümit ışığını seyirciye saçan yönüyle gösterime girdiğinden beri dikkat çeken bir film; çeşitli festivallerde 12 adaylıktan yedisini ödüle çeviren film, dünyada bağımsız sinemanın hâlâ dimdik ayakta olduğunu sinema bağımlılarına başarıyla gösteriyor.
130. Gün:
BİR DOĞA AŞIĞI: HİKMET BİRAND
Doğacılarımızın, doğal yaşam aşıklarının, Hikmet Birand’dan söz ettiğine, ondan alıntı yaptıklarına pek rastlamadım. Oysa, bizim kuşak doğanın bizimle konuşur gibi insanlarla kurduğu ilişkiyi onun kitaplarından öğrendi. Alıç Ağacı ile Sohbetler örnektir.
Hikmet Birand, yaşamını halkın Çevrebilimi (Ekoloji) konusundaki farkındalığına adamış bir Botanik bilimcisiydi. Bu nedenle, konuya yabancı insanların anlayabileceği bir dille yazmıştır.

Yıllar önce kitabını okurken, neden bir sohbet için alıç ağacını seçtiğini tam olarak anladığımı sanmıyorum. Ama, bugün biliyorum ki, alıç ağacı yalnız bir ağaçtır ve belki de bu yüzden sohbet edeceği bir arkadaşa (!) gereksinimi vardır.
Hikmet Birand, Alıç Ağacı ile Sohbetler’inde, “Sohbetlerimizi dinlemiş olanlar, Anadolu’yu gezerken bakıp geçtikleri, görmeden geçtikleri manzaraları artık başka bir gözle gözetleyecekler; gördükleri her otun, her çalı ve tek ağacın, taşın toprağın anlattıklarına kulak verecekler ve onlara karşı davranışlarına herhalde bir çekidüzen vereceklerdir,” diyerek dünyada çevreci rüzgarların esmediği yıllarda, sorumlu birey için çevre bilinci aşılamaya gayret etmiştir.
133. Gün:
Yaşananlar, olabilecek olanın olmasından başka bir şey değildir.
Nazmi Özüçelik
