“Haftasonu şiir çalışır / Pazartesi romantik” 
kıvılcım kurgular – yıldırım baskılar

İlhan Durusel

2013-11-15 

Geometrici Raci

Raci amca Kâtip Çelebi’nin hendese bilen kadı ile hendese bilmeyen kadı hikayesini anlatırdı bize eline her fırsat geçtiğinde. Ve hikâyeyi hep riyaziyat tahsil etmek lazım çocuklar diye bitirirdi. Mühendisliğin matematiğin ve aritmetiğin ne kadar önemli olduğunu, geometri denen şey ile dünyaya bakıldığında bir ağacın gövdesinin, bir pencere kenarından görünen bir bisikletin, bir uyuz köpeğin, bir mestan kedinin, yumurta ile cevizin, aklınıza ne gelirse her şeyin çok daha basit biçimde anlaşılacağını. Hayatın o basitlikten başka bir şey olmadığını, hakikate erişmenin iki kelime Kur’an okumakla olmayacağını, hakikat denen şeyin tanrının bile anlayabileceği kadar yalın ve açık olduğunu söylerdi. Hesabı kuvvetli olmayana şansız insan (şanlı-Keşanlı & şansız-Keşansız) denir derdi. Raci amcanın bir atı vardı hepimizin çok sevdiği ve çok istediği. Adı Çelebi. Çelebi’nin adı tabii ki Kâtip Çelebi’den geliyordu. Çelebi’nin efsanesi eski süvari birliklerinin hikâyesi ile anılıyordu ve serüveni de bir gazi süvarinin onu terbiye etmesi ve İzmir Şirinyer Hipodromu’nda 1971 ile 1977 arasında bir tek yarışı kaybetmeden dünyada belki Seabiscuit, Başefendi, Karayel’den başka atların ulaşmadığı bir rekora ulaşmasıyla devam ediyordu ki bugün bütün kayıtları kaybolmuş bir rekordur bu. Bize göre at yarışı milli spordur. 

2013-11-15

Kalamar

“Bu kalamarlar bayat ve kayış gibi,” dedi kadın çiftlikte yetişmiş, adice paketlenmiş, ucuz bir kırmızı sosla masaya getirilmiş kalamar tabağını burnuyla işaret ederek… Bu kalamarlar on dakika önceye kadar aylardır donmuş haldeydi, on dakika yanık yağda kızartıldı, on dakika bekletilip bu sofraya getirildi… Deniz mahsullerine, mutfak kültürüne karşı bir saygısızlıktır bu… Saygı bizde sulardan gelmedir. 

2013-11-15

Kan Pıhtısı

Blood clot. Kan pıhtısı. Oku. Yaradan Allah’ın adıyla oku, o seni kan pıhtısından yarattı diye bir cümleyi okuyuşum sanıyorum gözlerimi ufka dikip bu hikâyeyi başka türlü anlamak, bu hikâyeyi başka bir derinlikle, biraz kendime pay biçerek, kendime biçtiğim bu payı uygarlık tarihi içinde kendimi bir yere koyarak anlamaya çalıştığım bir başlangıç oldu. 

Okumak o zamana kadar hiç de ilahi, kutsal bir eylem olarak düşünmediğim bir şeydi. Evet o günden sonra, o cümleden sonra kutsallığını artırarak sürdürdü. Yıllar sonra okumayı öğretmeye gittiğim Anadolu’nun o en ücra köşelerinde oğlu başarılı bir doktorken, başhekimliğe doğru yükselirken bir kan pıhtısının beyin damarlarından birini tıkaması yüzünden yemek masasında ailenin gözlerinin önünde öleceğini öğrendiği bir adam vardı ve onunla tanışmıştı. Bu bana oldu.

C163 Kitap Parası

Kapağını beğenmiş kitabın ama parası yokmuş. 

Benim kitabım o. Ben satın alayım senin için. Hediye. 

Şiir kitabıymış diyor hüsranla, ben şiir okumam.

Okumaz mısın, sevmez misin?

Yani severim herhalde de okumam.

Şiir değil zaten bunlar küçük hikayeler, kıssalar. Kısa Kısa Kıssalar.

A, ne hakkında?

İnsanlar hakkında.

Nasıl yani? Nasıl insanlar?

Senin benim gibi insanlar. Onların başından geçenler.

Onların başına gelenler?

Mesela bir kitabevinde yazarın biriyle tanışması? Şiir okumayan birine zorla kitap hediye edilmesi…

Bak bu da bir hikâye. Şiir de olabilir tabii uz bir şairin elinde.