Bir kültür merkezindeyim, sizinle sondan bir önceki karşılaşmamız. Salonda film izlemek için toplanan kalabalığın içindeyiz. Asuman Susam’ın senaryosunu yazdığı, Sefa Sarı’nın yönettiği “Gülten” adlı belgesel filmin galasındayız. Asuman Susam’ın konuşmasından sonra film makarası görüntüyü perdeye yansıtırken ben de kendi filmimi geriye sarıyorum ve bu karşılaşmadan önceki karşılaşmaları hatırlıyorum…
Edebiyat Fakültesinin ilk yılları. Sözlü ve Yazılı Anlatım dersindeyiz. Öğretim Görevlisi Oya Adalı bir şiir okuyarak başlıyor derse:
Kestim kara saçlarımı n’olacak şimdi
Bir şeycik olmadı –Deneyin lütfen–
Sizin şiirinizle ilk tanışmam böyle oluyor. Adalı’nın okuduğu şiirden etkilenmemek mümkün değil. Hatta etkilenmekten fazlası. Adalı şiiri okuduğu süre boyunca şiir her dizesiyle dalga dalga çarpıyor bana. Bu tanışmayı borçlu olduğum Oya Adalı bölümde en sevdiğim iki hocadan biri. Dersi, benim için fakültede gördüğümüz tüm derslerden çok daha keyifli ve öğretici. Dersi kendi yazdığı “Yüksek Öğrenimde Sözlü ve Yazılı Anlatım” kitabından takip ediyoruz. Bunca yıl geçmiş aradan o kitap hep yanı başımdadır. Ara ara karıştırırım, tekrar okuduğum bölümleri olur kitabın. Kitabın künyesini okumak beni gerilere götürüyor: Aydın Yayınevi – Şan Sineması Pasajı 19 – İzmir.

O dönemde henüz çekim merkezi olma özelliğini kaybetmemiş Kemeraltı’nda yer alan, bir zamanlar İzmir’in sayılı kitabevlerinden Aydın Kitabevi aynı zamanda yayıneviydi. Kitapçıların ve sinemaların AVM’lere konumlandığı zamanlara çok var daha. Şan Sineması’na gidildiğinde Şan Pasajı’nda Aydın Kitabevi’ne mutlaka uğranır, kitaplar dergiler karıştırılırdı. Küçük bir kitapeviydi ama tam bir çekim merkeziydi. Harçlıktan artırıldı ise listedeki kitaplardan bir ikisini alırdık. Konak, Şan ve Sema sinemalarında ve pasajlarında kitapçıların yer aldığı o dönemin Kemeraltısı… Şimdi ne kitapçı kaldı oralarda ne de sinema. Onların kapanmasıyla ışığını da kaybetti Kemeraltı. Şimdi tipik, ruhsuz bir çarşı, monoton bir alışveriş noktası. “Film sinemada izlenir” şiarını, “kitap kitapçıdan alınır, elle gözle temas ederek” düsturunu unuttuğumuzdan beri Kemeraltı ıssız ve ışıksız.
Yeri gelmişken o dönemin önemli kitapevlerinden (yayınevlerinden) birini hatırlamadan, ona bir selam vermeden geçmek olmaz. İşte bu kitabevi aynı zamanda kitap da basardı ve benim günü gelsin bir an evvel diye sabırsızlandığım “Yazılı Sözlü Anlatım Dersi”nin kitabı da orada basılmıştı. Biz o gün, o derste sevgili Oya Adalı’nın sayesinde sizin şiirinizle tanışmıştık. Çağdaş Edebiyatın kapısından girmediği ve o nedenle büyük bir hayâl kırıklığı olan fakültenin o bölümünde Akın’la ilk karşılaşmamızın hikâyesi böyledir. Bu karşılaşmadan sonra tahmin edeceğiniz gibi soluğu bir kitabevinde aldım. Sizin “Kestim Kara Saçlarımı” adlı kitabınızın 1960 yılında Yeditepe Yayınları’ndan çıkan ilk baskısını buldum. Dönem henüz sahafların kitaplara astronomik fiyatlar istemediği bir dönemdi, uygun bir fiyata aldım.
Gayet sıkı, disiplinli, boğucu bir lise hayatından henüz çıkmışım. Harçlıklarımdan artırdıklarımla aldığım kitaplarla kendi kütüphanemi kurmaya başladığım, büyük açlıkla okuduğum yıllar başlamış. İşte kitabınız bu kütüphanede yerini aldı.
(Hafıza böyle bir şey; çağrışım denen ibrişime tutunup taştan taşa sıçrayarak ilerler ama pandülü koparıp da yazının ahengini bozmadan burada duralım, bir başka kitaba, bir başka karşılaşmaya geçelim)

Karşılaşmalar kitaplarla sürüyor; 1984 yılında Can Yayınları’ndan çıkan “Seyran” kütüphaneme eklenen ikinci kitabınız. 7 kitabın toplamı bir Bütün Şiirler kitabı, 1956’dan 1979’a kadarki şiir kitaplarınızı kapsıyor. Bir okur için şairinin farklı dönemlerini içermesi açısından önemli bir toplam. Son bölümdeki “Seyran Destanı”nda Abidin Dino’nun çizgileriyle karşılaşmanın benim için güzel bir sürpriz olduğunu hatırlıyorum. (Biz okurlar için hoş olan bu sürprizin nasıl gerçekleştiğini Asuman Susam’ın yazdığı “Gülten” adlı kitapta şairin Abidin Dino ile mektuplaşmalarından okuyoruz. Akın, Dino’ya yazdığı mektuplardan birinde, “bu parçaları yazarken hep sizin resimleyeceğinizi düşledim” der. Dino’nun kitabı resimlemesi ile şairin bir düşü gerçekleşmiş olur.)
Sonra “Uzak Bir Kıyıda” (Toplu Şiirler III, YKY,2004) geçti elime. 1991-2003 yıllarında yayımlanmış 4 kitap. Ve arkasından “Kuş Uçsa Gölge Kalır” (YKY,2007). Bu kitap ve “Uzak Bir Kıyıda”da topladığınız kitaplarınızdan bazıları, bana en yakın duran şiirlerin olduğu kitaplarınız. İnceltilmiş, damıtılmış, fazla sözcüklerin ağırlaştırmadığı şiirlerinizin toplandığı kitaplar. (“Sözlerin bumerang gibi / döner yaralarsa seni / ağzın dilin gereksizdir / susarsın”) Sakin, duru, bağırmayan, mırıltı şeklinde, ama sığ değil kesinlikle, depderin (dipderin) şiirler. “Ötekini oku, derinde dipte duranı” demiştiniz ya, işte bu dize bu kitaplarla yan yana geliyor.
2008 yılında William Saroyan’ın 100. yaşı vesilesiyle Aras Yayıncılık’tan çıkan “Amerika’dan Bitlis’e William Saroyan” adlı derleme kitapta sizinle bir kez daha karşılaşıyorum… Akın’ın kaymakam eşi Yaşar Cankoçak’ın görevi dolayısıyla Gevaş’ta olduğu yıllar William Saroyan’la yolu kesişir Gülten Akın’ın. 1964 yılında Saroyan Amerika’dan memleketi Bitlis’i görmek için gelmiştir ve bir Anadolu gezisine çıkmıştır. Kendisine gazeteci Fikret Otyam, fotoğrafçı Ara Güler ve Marmara Gazetesi’nden Bedros Zobyan eşlik etmektedir. Kitapta bu karşılaşmayı Otyam ve Zobyan’dan ayrı ayrı okuruz.
Fikret Otyam ilk tanışmayı anlatır: Araba ile Gevaş’a gelirler. Burada Akın ve eşi ile tanışırlar. Oturup şiir üzerine konuşurlar. Saroyan, şiirlerini okuyan Gülten Akın’ı dinler, evden getirilen “Açlık” adlı oyun kitabını imzalar.

Kitapta Zobyan’ın çektiği iki fotoğraf ve gezi notları yer alır. Birinci fotoğrafta Sarayon, iki çocukla ön plandadır; arkada Gülten Akın, eşi ve diğer konuklar görülür. İkinci fotoğraf toplu bir fotoğraftır. Bu fotoğrafta Sarayon’la Akın’ı yan yana görürüz. Herkes objektife bakarken Saroyan dönmüş Gülten Akın’a bakmaktadır. Sanki çıktığı bu Anadolu gezisinde, köklerine doğru yolculuğunda bir şair ile karşılaşmış olmanın şaşkınlığı ile bakmaktadır, öyle okunabilir. Zobyan, gezi notlarında Gülten Akın’ın Saroyan’a “Rüzgâr Saati” adlı şiir kitabını hediye ettiğini anlatır. Notların devamında Saroyan arabayı kullanırken yanında oturan Ara Güler’den kitabı açıp bir şiir okumasını ister. Türkçe bilmemesine rağmen dikkatle dinleyip şiirin ses uyumunu ve müzikalitesini izler, sonra Ara Güler’e şiiri tercüme etmesini söyler. Saroyan güzel bir mısra duydukça başını sallar. Zobyan bu geziye dair izlenimlerini gazetesinde yazı dizisi halinde yayımlar ve 2003 yılında da bir kitap haline getirir.
Ve yine sinema salonuna, “Gülten” filmine geri dönüyorum. Yönetmen Sefa Sarı, Asuman Susam’ın senaryoyu oluşturan cümlelerini görselleştirmeyi başarmış, yaşamını tanıklıklardan alınan destekle sizin ayak izlerinden giderek kurgulamış. Sizin uzun ve verimli geçen yaşamınızı tüm ayrıntıları ile belgeselde izliyoruz.
Belgesel filmden sonraki karşılaşmamız yine şair Asuman Susam’ın büyük emeği “Gülten” adlı kitapla oluyor. Susam, kitabı görüşmelerle, mektuplarınızla, notlarınız ve fotoğraflarınızla önemli bir kaynak haline getirmiş. Bölüm aralarını kalemiyle ustaca birleştirerek sizin yaşamınızı ve şiir yolculuğunuzu akıcı bir dille anlatmış.

Kitabın yaşantıya ayrılan birinci bölümü, bizi kuran, bizi biz yapan ev kavramıyla başlıyor, sonraki bölümler eşinizin görevi nedeniyle gittiğiniz yerleri anlatıyor okura, bu bölümde gittiğiniz yerlerde biriktirdiklerinizle şiirinizin nasıl değiştiğini görüyoruz. Sonra sıra mektuplarınıza geliyor. Mektuplarınız hem kişisel tarihinizle hem de yaşadığınız dönemle ilgili önemli veriler barındırıyor. Susam mektupları, yapbozun parçaları gibi yerleştirerek sizin portrenizi netleştirmede kullanıyor. İkinci bölümde ise şiirinize eğiliyoruz yazarın tuttuğu ışıkla. Ayrıca bu bölümde şiirinizle ilgili değerlendirme ve eleştiri metinlerine de yer verilmiş. Böylelikle dönemin toplumsal ve siyasal koşulları hatırlatılıyor okura. Bunu, yazarın ifadesiyle “biyografiyi arkada akan toplumsallıkla bağlayabilmek için” yapıyor. Bu metinler edebiyat tarihi açısından da dönülüp bakılması gereken önemde.
Bu kitap benim sizinle şimdilik son karşılaşmam. Ama eminim sürprizler ve karşılaşmalar devam edecek. Size seslendiğim bu yazıyı bir şiirinizle noktalıyorum:
o günlerden bu günlere
siz neyi taşıdınız
ben neyi taşıdım?
Ben bu soruya kendi cevabımı vereyim; yazının başında söz ettiğim, Adalı hocanın dersinden bu yana sizin şiirlerinizi taşıdım bu günlere. Her karşılaşmada ilk karşılaşmadaki heyecanı duyarak…
Melih Elhan
