Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yıl sonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Sene başında Can Yayınları tarafından yayımlanan Shuggie Bain romanı, iyi okur kesimi haricinde yeterli ilgiyi görmedi diye düşünüyorum. Booker ödüllü bu kitap, son dönemde öne çıkan özkurgu türünün en özgün örneklerinden biriydi kanımca. Kezâ, İskoçya gibi epeyce savrulmuş bir ülkenin iç dinamiklerini de aktarması açısından mühimdi. Yine 2022 başında Alakarga’dan çıkan Ağrı isimli roman da sessiz sedasız karşılandı. İsrailli yazar Zeruya Şalev, sistemsel olarak belli bir şiddet akımının hükümdarlığında dönen dünyada yaşamaya çalışan bireylerin hayatlarını edebiyatında çok iyi yansıtır; bu romandan hiç bahsedilmemesi okurlar açısından büyük bir kayıp. Bütün yayımladığı eserleri yakından takip ettiğim Jaguar Kitap tarafından çıkarılan Kimsesiz romanı da pek ilgi görmedi. Yara İzleri’yle tanıdığımız Arjantinli yazar Juan Jose Saer’in dilimize çevrilen ikinci romanı da ilki kadar vurucuydu. Yapı Kredi Yayınları’nın Haziran’da yayımladığı Otoportre kitabı da bu senenin en iyi kitaplarındandı. Ressam Celia Paul’un kendi hayatını sanatı çerçevesinde yazdığı, son derece samimi ve özgün bir kitap. Bu sene Nobel Edebiyat Ödülü alan Annie Ernaux romanları tadında bir otobiyografi kitabı Otoportre. Daha fazla ilgiyi hak ediyordu bence. Öykü alanında Mehmet Can Şaşmaz’ın Korkma, Güzel Rüyalar da Var (YKY) ve Semih Öztürk’ün Telaş Bandosu (İletişim) bu senenin en güzel işleriydi. Kemik okurlar dışında yeteri kadar ilgi görmedi diye düşünüyorum. İki yazarın da özgün bir biçemi, dingin bir sesi var bence. Hasan Temiz’in Vacilando Kitap’tan çıkan şiir kitabı (Tükeniş Orkestrası) da dikkate değerdi. Bir de nedense Lâle Müldür şiirleri ülkemizde yeteri kadar kıymet görmüyor diye düşünüyorum. Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Amerikalı yazar Louise Glück’ten daha güçlü bir şiir anlayışı var benim nezdimde. Geçtiğimiz ay çıkan Kadınesk eserinde de özlediğim bir Müldür seslenişi vardı.
Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?
Açıkçası 2022 senesi pek çok alanda olduğu gibi yayıncılıkta da yerimizde saydığımız bir yıl oldu diye düşünüyorum. Bunun en temel sebebi ülkemizde süregelen huzursuzluk, ekonomik sıkıntılar, mütemadiyen artan fiyatlar… Daha pek çok şey eklenebilir bu listeye fakat mühim olan şu: dünyanın her yerinde olduğu gibi, gündelik hayattan kaçıp sığınılan bir alan olan edebiyat ve sanata sirayet eden bu sorunlar yayıncıları olduğu gibi, okurları da etkiliyor bence. Bu sene en sevindiğim edebiyat olayı, Annie Ernaux’nun Nobel Edebiyat ödülü kazanmış olması, zirâ pek çok okuru olduğu gibi beni de memnun etti bu durum. Ernaux edebiyatı bunu epeydir hak ediyordu. Bu sene içinde kaybettiğimiz Javier Marîas’ın da bu ödülü alması gerekiyordu mesela. Akademinin kararında bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Yine Damon Galgut’un Booker ödülü kazanması da beni sevindiren bir edebiyat olayıydı. Daha evvel Yapı Kredi Yayınları tarafından Duygu Akın ve Kıvanç Güney çevirileriyle yayımlanan üç kitabı bulunan Güney Afrikalı yazar ülkemizde yeterince tanınmıyordu. Daima olduğu gibi, ödül sonrası kitapları yeniden basıldı, ödül aldığı kitabı The Promise dilimize aktarıldı fakat benim gibi, yazarı daha önceden tanıyan insanlar için şaşırtıcı bir şey değildi ödül alması. Yaşadığı coğrafyanın objektif analizini romanlarına, karakterlerine yansıtan çok iyi edebiyatçı Galgut. Ülkemizde bu senenin edebiyat olayı bana göre Jean-Baptiste Del Amo’nun 2016’da yayımlanan romanının (Hayvan Hükümranlığı, Can Yayınları) dilimize çevrilmesi diye düşünüyorum. Böyle çarpıcı bir metnin kazandırılması son derece önemli. Hem yayıncısına hem editörüne hem de büyük emeği olan çevirmen Şule Çiltaş’a teşekkür etmek istiyorum.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?
Edebiyat ortamımıza baktığımda o kadar fazla sorun görüyorum ki nereden başlasam bilemiyorum fakat bir okur olarak şuradan başlamak isterim; okurların eserler üzerine yorum yapmasını sert bir dille eleştiren, kısıtlayan pek çok sistem olması çok büyük bir sorun. Yazarlar, yayıncılar bunu yapıyor, dahası okurlar kendi aralarında da açmaza düşüyor. Edebiyatımızda en büyük eksiklik eleştiri alanında diye düşünüyorum. İnsanlar bir kitap hakkında fikrini belirtmeye çalışırken bile sorun yaşıyorken bunu hakiki bir tür olarak gerçekleştirmek çetrefil bir durum. Neyse ki, bu senenin en iyi kitaplarından Geri Döndüğüm Yerler (Banu Yıldıran Genç) edebiyat eleştirimize yeni bir alan açıp taze bir nefes getirdi. Bir başka sorun ise kemikleşmiş isimlerden oluşan ödül jürileriyle tekelde bulunan edebiyat eleştiri görüşü. Farklı görüşlerden, farklı türlerde eser üreten yazarlardan oluşan bir ödül jürisi yapılanması gerekiyor diye düşünüyorum. Hep aynı isimler, aynı aday çeşitlemeleri… Bilhassa genç yazarlara hiç alan açılmıyor, yazmak isteyen insanlar düzenli bir biçimde demoralize ediliyor ve eleştiriliyor. Böyle bir tavır ne sanatın ne de edebiyatın gelişmesine katkı sağlar. Epeyce sağlam bir reform yapmak gerekiyor bu alanda, ilkin kendi eşinin dostunun kitabını basmayı bırakarak başlayabiliriz diye düşünüyorum. Bir diğeri ise çevirmenlerin yaşadığı sorunlar. Verdikleri emeklere karşılık alamadıkları özen, hak ettikleri parayı kazanamamaları. Bunun yanında, birçok metnin eskiden kalan çevirilerinin kullanılması, yeni çevirmenlere yer açmamak. Ülkemiz bu anlamda çok şanslı esasında, diğer ülkelerde gösterilmeyen özen, çeviri hususunda bizde gösteriliyor. Çok mühim çevirmenlerimiz var, hepsi büyük emek veriyor. Yaşanan haksızlıklardan ötürü çeviri yapmayı bırakanlar var. Bu şekilde devam ederse, iyi metinleri kaliteli çevirilerle okuma şansımız peyderpey azalacak. Özellikle yabancı dil bilmeyen okurlar için büyük bir handikap olacak bu durum. Diliyorum ki yeni seneyle birlikte yaşadığımız tüm sorunlar azalır, daha keyifli bir edebi ortamımız olur. Bu ülkede yaşayan insanlar olarak buna çok ihtiyacımız var.
