Halil Yörükoğlu

Klima tamir ederek geçiniyorum.

Sürekli para kazanabileceğim bir iş bulmam gerektiğini iki senenin sonunda fark ettim. Burada elektrikler hiç gitmiyor ve her yerde klima var. Zaman beni, biriyle ortak kullandığımız dükkana gidip gelen küçük iş insanı yaptı.

Hayat işte. Apartmanda oturuyor aslında, kliması bozuk, yönetime e-mail atmaktan bıkmış, evine izinsiz giren görevlilerden usanmış ve ben para kazanmak istiyorum. Daha çok para. Her göçmen gibi. Hepsi birleşince böyle oluyor. Bahane azalınca cesaret artar. Denemek istiyor insan. Neden olmasın diyor. Aşka sıra, paradan sonra geliyor. Geldi.

Çok güzel gülüyor ve teni güneşten kaçmışcasına beyaz. Saçları Latinler gibi değil, düz sarı. Sağlık için koşuyor ve asla acele etmiyor. Uykusuna dikkat ediyor. Geceleri geç saatlere kadar oturmuyor.

Nerelisin diye sormasam ırkçı olur muyum dedi. İndian değilim diye bağırdım. Seni gidi pis ırkçı derken gözleri büyümüş, ağzından, kola içiyor da gülmekten kolayı püskürtmüş gibi ses çıkartmıştı.

Dedim size, para kazanıyordum aşık olabilirdim.

Özellikle ona aşık olabilirdim. Tercihlerimizi biz oluştururuz değil mi. Bu şehre gelmem bu işi seçmem onu görmem. Hepsi oldu, olmayabilirdi. Ezbere de gelişirdi bazı şeyler. Neye inanıyorsan o. Bu gülümseme, bu esprilerime gülme, yoldan geçerken selam veren beyaz kadınların gülümsemesinden başkaydı.

Apartmanda oturuyorum ve yiyebileceğim şeylerin olduğu lokanta aramaktan bıktım. Yunan lokantalarındaki kötü mercimek çorbalarından usandım. Kebap aslında Arapların demeyi de bıraktım. Ona kendim yemekler yapıyor, fıkralar anlatıyor, Google Earth’ten memleketimi gösteriyorum. Klimalar hariç her şeyden bahsediyordum. Geçmiş zamanı tek bir kalıba hapsediyorum.

Zaman diyorum, çok hızlı geçiyor. Sonra ayrıldık. Sorularım da bitmedi aslında. Yenilecek yemek de çoktu. O zaten çok soru sormadı. Çok yemek de yemedi. Aslında ayrılmadık. Benden ayrılamadı. Ayrılalım istedi. Konuşalım dedi. Ben sustum. Yo yo fiziksel ya da dinsel bir hakaret yoktu. Bitmişti. Gördüğüm en medeni insandı. Sadece konuşmak istedi. Artık evime gelmiyor, artık kendi evine de gitmiyordu. Gitseydi benim arabadaki şarkının sesini arttırıp oralardan geçtiğimi bilir belki bir kez daha utanırdı benden. Annesine taşınmıştı. Sanırım annesinin evi yeniydi ve servis hakları devam ediyordu.

Aradı, bakmadım. Mesaj attı cevaplamadım. Mektup attı. Kahve içmeyi saymazsak burada öğrendiğim en güzel şey posta kutusuna bakmak olabilir. Hergün. Postadan bir şey çıkar, bir mucize olur, bir yerden haber gelir. Postası yolu şaşırmayan ülke. İki defa mektup geldi ondan. Konuşmak istiyordu. İstemiyordum. Susmak istiyordum ama onun yanında.

En son gerizekalı mısın sen dedi. Göçmenim dedim. Bunun arkasına sığınma dedi. Olur dedim.

Buluştuk. Olmuyor yapamıyoruz ve birbirimizi yoruyoruz dedi. Cevap vermedim. Susuyordum. Kahve alacağım dedi. Sen dur ben alırım dedim. Sinirlendi. Kendine ve bana kahve aldı. Bir tane de limonlu çizkek. İki tane çatal. Klima iyi galiba dedim. Gülmedi.

Senin sorunun da bu bak dedi. Ne der gibi baktım. Yüzleşemiyorsun dedi. Mesele zorsa hemen cıvıtıyorsun. Ben sevmiyorum öyle dargınlık falan, insan gibi bitirelim ne o duygusal haller dedi. Arabesk lafını bilse kesin kullanırdı. Yerinde ve zamanında hareket ederdi. Çok güzeldi.

Seninle arkadaş olmak istiyorum dedi. Bak bu da burada başıma gelen bir şey. Oryantalizm yemin ederim. Orada dursun. Yok yok siyasi değil bu cümlem. Neyim ben. Müze miyim. Kültürel faaliyet.

Sustum. Sen ister misin dedi. Sustum. Peki madem dedi. Kendine iyi bak, bir şeye ihtiyacın olursa ara diye sarıldı. Sonra masaya baktı. Hepsini bitirmediği tatlısından son bir parça daha aldı. Finali kahve ile yapar zannetmiştim ama masadan uzaklaşıyordu. Gülümsediğimi fark edip ne oldu dedi. Hiç aklıma bir şey geldi dedim. Ne işte onu soruyorum dedi bu defa. Beraber gülmek mi istiyordu. Sanmam. Ya da arkadaşlarımla beraberken gıcık olduğu kendi aramızdaki espri meselesine mi kafayı takmıştı. Şey dedim. Ne dedi. Uzatsam gerilecekti. Biz dedim dönerin son lokmasıyla ayranın son yudumunu denk getiririz dedim. Türkler mi dedi. Başımı salladım. Anlamadım ama komik demek ki deyip yürüdü. Arkasından baktım. Tatlısı ve soğuk kahvesi duruyordu.

Mekanın kliması canavar gibi çalışıyordu.

Halil Yörükoğlu