Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız yıl sonu edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Soruşturmanın son sorusunu bilhassa çok önemsiyoruz. Sorunları dile getirmenin eleştiri kültürümüzün gelişmesine, birlikte düşünmeye ve giderek çözümler üretmeye varacağını umuyoruz.
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, yayın emekçilerine, kitapçılara edebiyatımızın halini sorduk. 2023’ün edebiyat açısından daha verimli bir yıl olması temennisiyle…

Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Thomas Wolfe / Bir Romanın Hikayesi / GANZER KİTAP
Yazın hayatından yola çıkılarak çekilen filmi izlediğimden beri merak ettiğim T. Wolfe’un bu kitabının ve başka kitaplarının daha basıldığını tesadüfen öğrendim. Hem de daha önce hiç duymadığım bir yayınevinden. Bazen böyle sürprizler olur. Belki fazla geveze bulanlar olabilir yazarı ya da ülkesinin biricik şairi. Sanırım büyük eserinin tamamını hiçbir zaman Türkçe’de okuyamayacağız, şimdilik elimizdekilerle yetinmeliyiz. Bu kitap kurmaca bir eser değil. Kendi yolculuğunu kendi sözcükleriyle bize aktarıyor. Benzeri maceralara atılmak isteyen ya da hali hazırda atılmış olan herkese öneririm.
Bunun dışında çok fazla kitap aklıma gelmiyor. Açıkçası bugün hiçbir kitap hak ettiği ilgiyi görmüyor diyebiliriz. Nedenleri malum. Öte yandan artık hepimizin takip ettiği ayrı ayrı mecralar var ve buralarda görünmeyeni kendimizce yok sayıyoruz. Belki tersi de doğrudur o zaman, bu ortamda her kitap layığını buluyor da diyebiliriz.
Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?
Olaysız bir yıldı sanırım. Geçmiş yıllarla kıyaslandığında özellikle. Ne gürültü koparan bir jüri seçimi ne de günlerce konuşulan bir edebiyat hadisesi hatırlıyorum. Bence yılın en önemli gelişmesi henüz gerçekleşmedi, bu sessizlik bana fırtına öncesini hatırlatıyor. Elbette artık çok daha az kitap yayınlanıyor, dergiler büyük zorluklara rağmen ayakta kalmayı sürdürüyor, kitapevleri kapanmamaya direniyor. Böyle zamanlarda maalesef kitlelerin önceliği değil edebiyat dünyasındaki kanıksanmış problemler. Belki yılın en büyük olayı budur, yeni hiçbir şey olmayacağının kabullenilmesinden ötürü büyük sessizlik.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?
Sorunlar bilinmez değil. Defalarca dile getirildi, söyleyebileceğim pek farklı bir şey yok. Yine de böyle bir fırsat çıktığında her zaman birkaç sözcük harcanır. Ben de buradayım, benim de fikrim var, demek için herhalde. Okuyan kimse ona görünsün diye.
Bana göre birincil yapılması gereken şey edebiyat dünyamızın merkezine karar vermek. Böyle bir dünyanın varlığını kabul ettiğimizi varsayıyorum elbet. Merkeziyetçiliği reddedenleri anlayabiliyorum, üzerinde uzlaşılması neredeyse olanaksız bir tanım çünkü bu. Uzlaşamadığımız için kendi başımıza savrulup gidiyoruz. Bu da bizi bir edebi kanondan yoksun bırakıyor. Böyle bir kanonun gerekliliği de elbette bir tartışma konusu ancak bence bugün en çok onun eksiğini hissediyoruz çünkü görünen o ki, ortaya çıkan bunca eserin neredeyse herhangi bir ölçüte maruz kalmadan sunulması hakkıyla değerlendirilmesi imkânsız bir yığına sebep olmakta.
İyi okur diye nitelendirilebilecek bir çoğunluğun yoksunluğu da önemli bir sıkıntı. Evet kitap okunuyor, en azından okunması amacıyla basılan ve adına kitap denen nesnenin çoğalmasından yola çıkarak vardığımız mantıklı bir sonuç bu ama aynı zamanda inkâr edilemez bir gerçek önümüzde duruyor; kitapların çoğalma hızıyla kıyaslandığında okuma kültürünün gelişimi oldukça yavaş kalıyor. Ben ümidimi yitirmemeye çalışıyorum ve bunun için geçerli bir sebebim var. Basılan her kitabın öyle ya da böyle bir yazarı var ve okumadan yazar olunamıyor (en azından kendi kitaplarını okuduklarını düşünüyorum), demek ki her yeni kitap iyi bir okur potansiyeli barındırıyor. Niyetten bağımsız, iyi kitaplar basıldıkça, çoğaldıkça, iyi okur sayısı kaçınılmaz olarak artacaktır.
