Wired adlı internet sitesi (Wired), Hemingway’in meşhur kısasına (“Satılık bebek patikleri, giyilmemiş.”) referans vererek birçok “auteur”dan çok kısa öyküler yazmalarını istemiş. Hemingway’in öyküsünün orjinali 6 sözcükten oluşuyor. Bahsettiğim internet dergisinin editörü de “auteur”lardan 6 kelimelik öyküler istemiş.
Öykülerin orjinalleri 6 sözcükten oluşuyordu ancak Türkçe’ye az ya da fazla sözcükle çevirdiklerim oldu.
Onur Çalı

Tanrı buyurdu: “YARATILIŞ Programını iptal edin!” Evren yok oldu.
– Arthur C. Clarke
ÖSS’yi kazanamadı. Bursunu kaybetti. Roketi buldu.
– William Shatner
Bilgisayar, batarya getirmiş miydik? Bilgisayar?
– Eileen Gunn
Onu istiyordum. Onu elde ettim. Kahretsin.
– Margaret Atwood
Penisi koptu; artık hamile!
– Rudy Rucker
Işıklı gökdelenlerden kanat yaptı insan.
– Gregory Maguire
Kanlı ellerimle söylüyorum: hoşçakalın.
– Frank Miller
Harcanmış gün. Harcanmış ömür. Tatlı lütfen.
– Steven Meretzky
Mezar taşı yazısı: Aptal insanlar! Dünyadan kaçmadılar.
– Vernor Vinge
Leia: “Bebek senden” Luke: “Kötü haber…”
– Steven Meretzky
Öpüştük. Eridi. Şurayı siler misiniz lütfen!
– James Patrick Kelly
Arkanda! Acele et, o…
– Rockne S. O’Bannon
Senin geleceğinim çocuk, ağlama.
– Stephen Baxter
Yalan detektörlü gözlükler bulundu: Medeniyet çöktü.
– Richard Powers
Öldüm. Özledim seni. Öpücük… ?
– Neil Gaiman
Bebeğin kan grubu nedir? Genellikle insan.
– Orson Scott Card
Kirby, daha önce başparmak yememişti.
– Kevin Smith
Yağmur yağdı, yağdı, yağdı ve durmadı.
– Howard Waldrop
İnsanoğlunu kurtarmak için, yine öldü.
– Ben Bova
Biz güneşe gittik; nükleer patlama oldu.
– Ken MacLeod
“Beni vuracağına ihtimal vermezdim.”
– Howard Chaykin
O kadınla evlenme. Ev al.
– Stephen R. Donaldson
Kırık kalpli, 45 – engelli erkeklerle tanışmak isterim.
– Mark Millar
ZAMAN MAKİNESİ GELECEĞE GİTTİ!!! … kimse yok…
– Harry Harrison
Tik tak tik tak tik tik.
– Neal Stephenson
Basit. Kibriti elinize alın ve
– Ursula K. Le Guin
Mezartaşı yazısı: Onu beslememeliydi.
– Brian Herbert
Cennet düştü. Ayrıntılar 11 Haberlerinde.
– Robert Jordan
Bush gerçeği söyledi. Balık kavağa çıktı.
– William Gibson
Yine de, üçüncü kez denedi.
– James P. Blaylock
Tanrıdan dünyaya: “Ağlayın çaylaklar!”
– Marc Laidlaw
İmdat! Bir metin macerasında hapsoldum!
– Marc Laidlaw
Haklı olduğumu sanmıştım. Değilmişim.
– Graeme Gibson
Kaybolmuştu, bulundu. Çok kötü.
– Graeme Gibson
Irak’a üç kişi gitti. Biri döndü.
– Graeme Gibson
Dinozorlar döndü. Petrollerini geri istiyorlar.
– David Brin
Patlama ertelendi. Yeterince Büyük değil. Yeniden başlat.
– David Brin
Ölüm ertelendi. Metastatik hücreler organize oldu.
– David Brin
Lütfen, bu benim herşeyim, yemin ederim.
– Orson Scott Card
Gördüm sevgilim, ama bana yalan söyle.
– Orson Scott Card
Bu yeterli mi (tembel yazar sorar)?
– Ken MacLeod
Sınırı geçtik; bizi öldürdüler.
– Howard Waldrop
Hidrojen bombaları atıldı; hepimiz öldük.
– Howard Waldrop
Senin evin benim evimdir: soft devrim.
– Howard Waldrop
Sonunda hiç sözcüğü kalmadı.
– Gregory Maguire
Yalnızca dört kelime kalmıştı.
– Gregory Maguire
Başlangıçta söz vardı.
– Gregory Maguire
Kadavranın bazı organları kayıp. Doktor yat almış.
– Margaret Atwood
Kendi ölüm ilanını şaşkınlıkla okudu.
– Steven Meretzky
Zaman makinesinde seyahat eden sordu: “Şifre neydi?”
– Steven Meretzky
Piyango çıktı. Nükleer patlama oldu.
– Steven Meretzky
Steve editörün sözcük limitini aşar ve…
– Steven Meretzky
Paralel evrende: Bush çulsuzun tekidir, orduya yazılır.
– Steven Meretzky

Hey Kilimci !Bu çok garip ve eğlenceli bir şey 🙂 Senin bu yönüne bayılıyorum. Böyle şeyleri bulup çıkartman ve sunuş şekline yani…Her öykünün :))) başında takılıp kalıyorsun ve o satır sana kendi öykünü yazdırıyor sanki -mecburen- :)))Bir şey kafama takıldı -onca öykünün arasında buna takıldığıma göre salak olmalıyım- kilimcinin dokuduğu kilimle patrona uymayan elbise arasındaki bağı kuramıyorum kafayı yiyeceğim. Dedim ya onca öykünün içinden kalk sen kilimle elbiseye takıl… Ama takıldım.
Estafurullah! Belki iyi anlatamadım o kısmı. Cervantes çeviriyi kilim dokumaya benzetmiş, şahsen hiç kilim tezgahının başına geçmemiş olsam da, sanırım kastettiği ince işçilik, dikkat, konsantrasyon gerektirmesi. Yani hem kafa ama hem de el emeği. Patronda çizilen elbisenin uygulamaya tam olarak yansıtılmasının zorluğunu demişim sanırım. Çeviri de böyle bir şey biraz; orjinal metni okuyosun, sende oturuyor ama onu -diyelim- Türkçeleştirdiğinde onun aynısının olmadığını, aynı tadı ve kokuyu vermediğini farkettiğinde çaresiz hissediyorsun. Ama gene de çevirmeden (kilim dokumadan, elbise dikmeden) duramıyorsun. Bunları demek istemiştim. Onur.