Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

İlay Bilgili

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

2025 yılında bolca kitap okudum fakat bunların çoğu geçmiş yıllara ait kitaplardı. O sebeple son iki yıl içerisinde yayımlanmış olanlardan sadece üç tane sayabileceğim.

Gemiden Düşen Adam – Herbert Clyde Lewis

Lewis’in sadece 112 sayfaya sığdırdığı varoluş hikâyesi, uzun uzun anlatılan pek çok romandan daha derin, daha sarsıcı. Modern insanın görünmez yalnızlığını, konforlu hayatların altındaki çatlakları ve “kimsenin fark etmediği düşüşler”i bir sadelikle kuruyor. Henry Preston Standish’in okyanusta geçen o sessiz mücadelesi, bana göre hepimizin içimizde taşıdığı kırılgan bir hakikati açığa çıkarıyor: İnsan bazen en çok kalabalıkların içinde kayboluyor.

Lewis’in ironisi, sınıf eleştirisi ve o dingin ama keskin dili beni çok etkiledi. Bir yandan hüzünlü, bir yandan ince bir tebessüm bırakan bir roman. Kısalığına rağmen zihinde uzun süre dolaşan, okuru kendi iç sesinin karanlık sularına çağıran bir metin. Merak edip yazarın kendi hayatını da daha detaylı inceleyince Gemiden Düşen Adam en etkilendiğim kitaplar arasında yerini aldı.

Bütün Aşkların Başlangıcı – Judith Hermann

Hermann, gündelik hayatın sıradanlığını öyle bir sessizlikle kuruyor ki, roman boyunca okur olarak adeta karakterin nefes alışını dinliyorsunuz. Stella’nın orta sınıf düzeninin altında biriken o görünmez gerilim, sayfalar ilerledikçe daha da belirginleşiyor. Benim en çok sevdiğim şey ise dilin sonlara doğru kazandığı ritim: Yavaş yavaş hızlanan, sanki bir iç çarpıntısına dönüşen, önce fısıltı olan sonra nabız gibi atan bir anlatım.

Hermann büyük olanı anlatmıyor; küçük anların kırılganlığıyla ilerliyor. Rutinin içinde sessizce büyüyen tehdit, okuru da karakter kadar savunmasız bırakıyor. Aşkın “başlangıcı”na dair ironik bir yanı var kitabın — çünkü burada başlangıç, parlak bir duygunun değil, hayatın kırıldığını fark etmenin başlangıcı gibi.

Dilindeki sadelik, atmosferdeki ince gerilim ve sona doğru ivme kazanan o ritmik anlatım nedeniyle bu roman bu yıl en çok aklımda kalan, nabzını duyduğum metinlerden biri oldu.

Ev, Kadınlar, Seks. – Margit Schreiner

Schreiner, patriyarkanın ev içindeki görünmez mimarisini tek bir erkeğin zihninden göstererek sarsıcı bir ayna kuruyor. Franz’ın 20 yıllık evliliğinin ardından karısı tarafından terk edildikten sonra içine düştüğü o zehirli monolog, aslında bireysel bir çöküşü değil; yüzyıllardır kadınların sırtında taşınan bir yapının çürümesini anlatıyor.

Schreiner’in en etkileyici yanı, bunu büyük feminist sloganlarla değil, bir erkeğin gündelik, sıradan, neredeyse banal öfkesinde göstermesi. Çünkü kadınları en çok yaralayan da bu sıradanlık zaten: Sessizce, alışkanlıkla, haklılık sanısıyla büyüyen bir erkeklik hâli. Franz’ın iç sesi okuru rahatsız ediyor — ama o rahatsızlık, tam da görmemiz gereken yer.

Benim için bu kısacık roman, kadınların görünmez emeğini, yükünü, duygusal dayanıklılığını ve sessiz başkaldırısını hatırlatan güçlü bir metin. Evin kim için “yuva”, kim için “hizmet mekânı” olduğuna dair acı ama gerekli bir yüzleşme. Bu yıl okuduğum en dürüst, en provokatif feminist okumaları tetikleyen romanlardan biri.

BONUS:

Henüz okumadım, kitabım yolda ama bana göre bu senenin en önemli kitaplarından bir diğeri de İletişim Yayınları etiketiyle yayımlanan gazeteci Burcu Karakaş imzalı Hakikatin Peşinde: Tahir Elçi. Kıymetli ve objektif bir gazetecinin elinden çıkmış bu eseri, benim de yaş itibari ile şahit olduğum bir dönemin hafızasını tutması açısından kıymetli buluyorum. Sevgili Tahir Elçi’nin hakikatin peşindeki yolculuğuna bir de bu şekilde eşlik etmek çok kıymetli olacak. Okumak için sabırsızlanıyorum. Emeği geçen herkese şimdiden teşekkürler.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

İnsanın aklına önce kötü şeyler geliyor maalesef. Daha dün iki gencecik şairin attıkları tweetler sebebi ile gözaltına alınmasıyla başlarsak Cimer şikâyeti ile Yavuz Ekinci’nin meşakkatli bir dava süreci ile mücadelesi ile devam edebilirim. Başta ekonomik sebepler olmak üzere yine ülke koşullarının huzursuz atmosferinin etkileri ile yıllardır severek ve güvenerek takip ettiğim Gazete Duvar’ın yayın hayatına son vermesi.

Güzel şeyler de oluyor elbette. Durduğu yer ve içeriği açısından yayın hayatına yeni başlamış olan Gayet Dergi’yi kıymetli buluyorum.

Fakat bence en ama en önemlisi benim de içinde bulunduğum, onlardan çok şey öğrendiğim Kadın+ Edebiyatçılar topluluğunun inatçı, disiplinli, omuz omuza yaptığı çalışmalar.

İnşa etmeye çabaladıkları eşitliğe dayalı yeni düzeni hayranlıkla ve gururla izliyorum. Yayın sektöründe yaşanan taciz, eşitsizlik ve şiddet olaylarını titizlikle takip edip taleplerini kararlılıkla dile getirmelerine ve ısrarlarına bakılacak olursa uykuları kaçırmaya kararlılar.

Elimden geldiğince her zaman ben de bu oluşumun içinde ve izindeyim. Gelecek kadındır, buna çok inanıyorum.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Ben ortamda sadece yazarların sesini duyuyorum. Ya eş dost söyleşisi, imzası, kitap fotoğrafı. Ya da tam tersi “bu kitap neden bu kadar övülüyor, anlamıyorum,” sitemleri. Okurun sesi hiç yok zira okur yok. Türkiye maalesef okuma oranı düşük bir ülke ve ne yazık ki bu oran bence günbegün azalmakta. Bundan daha büyük bir sorunumuz olduğunu düşünmüyorum.

Diğer yandan sektörde çalışan emekçilerin karşılaştıkları ekonomik, psikolojik veya emek sömürüsüne dayalı tüm sorunların da bundan sonra daha çok görünür olmasını diliyorum.

Bu soruyu seneye bence de çıkarın bu arada. : )

Her zaman baş tacı Parşömen’e ve sevgili Onur Çalı’ya teşekkürlerimle.