Yaklaşık iki yıl önce edebiyatımızın birden fazla işe koşturan (çevirmen, bağımsız kitapçı, yorumcu) yorulmaz emekçilerinden Nuray Önoğlu’nun Instagram’da bir paylaşımına denk gelmiştim. José Eduardo Agualusa’nın Unutmanın Genel Teorisi adlı kitabını ve çevirisini överken bir yandan yaygın bir hataya dikkat çekmişti: “Sevcan Şahin’in çevirisi tertemiz, gayet rahat okunuyor. Keşke enişteyi kayınbirader diye çevirmek talihsizliğine düşmeseymiş. Sanırım çevirmenler ve editörler (çünkü velev ki çevirmen hata yaptı, editörün bunu atlaması olacak şey değil!) için Türkçe akrabalık ilişkileri kılavuzu yazmak şart.”
Bunu okuyunca bir kenara yazdım, sonra da yazdığım birçok not gibi unuttum, bu günlerde ailemde yeni bir evlilik gündeme gelince hatırladım. İşin doğrusu, ben de Türkçe akrabalık terimlerini pek iyi bilmem, daha doğrusu öğrenir öğrenir unuturum. Görebildiğim kadarıyla yalnız değilim. Terimlere tekabül eden akrabaları bol olanlar görümceyi, eltiyi, baldızı, bacanağı, vesaireyi gayet iyi biliyorlar, ama aileleri nispeten küçük ve bireyleri birbirinden kopuk olanların kelime dağarcığından bu sözcükler ve tanımları zamanla uçup gidiyor. Bizim ailede anne-babanın birden, ikiden fazla çocuk yapması istisnadır. Oluşan çekirdek aileler içine kapanmayı yeğlemiş, görüşmelerin azalmasına bozuşmalar, boşanmalar, ölümler eklenince akrabalık terimleri ihtiyaç duyulmayan soyut kavramlara dönüşmüş; benim mazeretim bu.
Önoğlu’nun önerdiği kılavuza benim de ihtiyaç duyduğumu bir kez daha anladığımda internette biraz arandım ve Türkçe öğrenenler için hazırlanmış iki güzel çizelge buldum. Benim gibiler için önce onları paylaşmak istiyorum. Çizelgelerde cinsiyet, daire (kadın) ve üçgen (erkek) kullanılarak belirtilmiş.


Burada ne biyolojik / toplumsal cinsiyet tartışmasına ne de evliliğin artık sadece kadınla erkeğin hayatlarını birleştirmesiyle sınırlı bir olgu olmadığı gerçeğine uzun süre dalmak istiyorum, ama bazıları binlerce yıllık geçmişe sahip akrabalık terimlerinin toplumsal çalkantıların ve tarihin önünde sonsuza dek değişmeden kalamayabileceğini kısaca da olsa vurgulamak gerekiyor. Bu iki çizelgede ortada yer alan “Ben” cinsiyet değiştirirse bir çizelgeden diğerine sorunsuz geçiş yapabilecek midir? Veya “karınızın kızkardeşine baldız denir” şeklinde bir tanıma baktığımızda, “karı”nın eşi olan yani hitap edilen kişi bir “koca” yani erkek değil de bir kadınsa, o kişinin karısının kızkardeşi baldız mıdır, buna duraksamadan cevap verebiliyor muyuz?
Akrabalık ilişkileri birçok dilde hem çıkış noktası olan kişi hem de varış noktası olan kişi açısından tanımlanmış. Bu noktalar yerinden oynamaya başladığında pusulayı şaşırmamız doğal. Örneğin görümceyi evli bir kadının kocasının kız kardeşi olarak tanımladığınızda çıkış noktası olan kişinin kadın olacağını sabitlemiş oluyorsunuz, oysa bir erkeğin de kocası, dolayısıyla görümcesi olabiliyor artık. (Tabii ki arzu ederseniz baldız da diyebilirsiniz.) Varış noktası dediğimiz görümcede ise cinsiyet değişimi yaşanırsa ya görümcelik tanımını değiştirmeniz, ya da uygun başka bir terime (kocanın erkek kardeşi, yani kayınbirader) geçiş yapmak zorunda kalacaksınız. Cinsiyetin akışkanlığının daha kabullenilir olduğu bir gelecekte kılı kırk yaran terimlerin aşağıdaki örneklere benzer şekilde başka dillerde de kaybolduğunu görebiliriz desem, boyumdan büyük konuşmuş olurum. Fakat Türkçe özelinde fazla endişe etmeye gerek olmayabilir; dilimiz, “Halamın husyeleri olsa amcam olurdu,” diyerek geleceğe karşı önlemini çoktan almış.
Bilemem, beni aşan meseleler. Dillerin ufukta beliren hesaplaşmalarından ziyade bugün durdukları farklı yerler ve tarihsel gelişimleri biraz daha ilgimi çekiyor.
Bu konuyu, (tabiri caizse, ulaşılması en kolay dalda asılı duran dil olan) İngilizceyle kıyaslama çerçevesinde konuşuruz sık sık. Kelime dağarcığı dünyanın her tarafından bile isteye sözcük emdiği için şişmiş İngilizcenin diğer birçok alanda Türkçeden daha fazla sözcük barındırmasına rağmen akrabalık ilişkilerine gelince Türkçenin açık ara üstünlüğünün; İngilizcede dayıyla amcanın, halayla teyzenin bile farklı sözcüklerle anılmamasının; dil kurslarında sohbetler tetiklediğini, ilk kez öğrenenlerde hayret doğurduğunu biliyoruz hepimiz.
Ya ötesi? Önoğlu’nun verdiği örneğin Angola edebiyatından olması, dilin de Portekizce olması bana ilham verdi, merak edip diller denizinde İngilizcenin ötesine açılmaya karar verdim ve şimdi o manzaranın kıyısından bildiriyorum.
Yalnızca İngilizce değil, Batı dilleri denen çok genel bir başlık altında toplayabileceğimiz diller de, en azından oldukça geniş bir örneklemeyle incelediklerim, akrabalık ilişkilerini tanımlamak açısından zengin değil. Buna bazen “sıcakkanlı” klişesini yakıştırdığımız Latin dil ailesi de dâhil. (Olguyu açıklamaya çalışırken kurduğumuz cümledeki –“Aile yapısı ve ilişkileri bizde çok önemli ve sağlam, onlardaysa…”– perspektif, İtalya’dan Amerika’ya, Meksika’dan Kanada’ya, Yunanistan’dan İngiltere’ye ailelerle tanıştığınızda çuvallıyor, geçelim onu.)
Batı Cermen dillerinin (İngilizce, Felemenkçe, Almanca, vs.) ve Romen/Latin ailesinin (Fransızca, İtalyanca, Katalonca, İspanyolca, Portekizce), derken İskandinav ve Baltık dillerinin, Rusçanın, nihayet Balkanlara kadar uzanan geniş bir coğrafyada konuşulan dillerin başına gelen (mi desem) ilginç bir olay var: Akrabalık terimleri bin yıldan kısa bir periyot içinde törpülenmiş. Olan bu. Yani önümüzde duran gerçek hep böyle değilmiş. Örneğin on ikinci ve on dördüncü yüzyıllar arasında bir noktada amca ve dayı farkı Rusçadan kaybolmuş, stryi ve stroi farkı bir noktada dyadya’da birleşmiş, muhtemelen Lehçeden alınan tyotka (hala veya teyze) ile yan yana gelmiş. Buna karşılık, Sırpça / Hırvatça / Boşnakçada Türkçeden ödünç alınan bacanak, farklı telaffuzlarla bacanaklığını mutlu mesut sürdürmüş.
19. yüzyılda yaşamış Rus filoloğu P. A. Lavroski, bu törpü etkisini toplumun kolektif gruplaşmalardan çekirdek ailelere evrilmesine bağlamış. Dedim ya, çevreniz küçüldükçe diliniz de fakirleşiyor. Bu bana, ister istemez, hızla “tek millet”leşen bir halkın dilinin benzer şekilde yoksullaşmasının kaçınılmaz olduğunu, bir zamanlar konu komşudan ödünç aldığı kelimelerden koptuğunu hatırlatıyor. Örneğin, Nektaria Anastasiadou’nun İstanbul Rumcasına özgü kelime ve deyişlere yer verdiği bir sayfası var; bunların bazılarını hâlâ kullanıyoruz, bazılarınınsa yıllar geçtikçe İstanbul sokaklarından giderek yok olduğunu tahmin ediyorum. Konuklara, “Hadi artık gidin de yatalım” mesajını vermek için sunulan “S..tir pilavı”nı duyan var mı bugün?
Aileye dönersek, en “akraba fakiri” diller bile bir iki noktada sivrilebiliyorlar. Örneğin Almanca ve İngilizcedeki üvey (stief, step) / yarı (halb, half) kardeş ayrımına geldiğimizde Türkçe, üveyi tek sözcükle ifade edebilirken “yarı” formülasyonuna sıcak bakmamış, “anne bir baba ayrı” şeklinde açıklamalara yönelmiş.
İspanyolcanın sivrilebildiği bir akrabalık alanı, bazılarımızın ilk kez çocukken Kaynanalar dizisiyle varlığından haberdar olduğumuz dünürlük. Kadın ve erkek dünürleri ayrı ayrı tanımlamış İspanyolca: consuegra ve consuegro. Bu ayrım şaşırtıcı değil, her kelimeyi cinsiyete büründürme eğilimi olan bir dil için. Evet, nihai terimin kadın veya erkek olmasına göre terimleri ayırt ediyor İspanyolca, fakat Türkçenin aksine, oraya hangi eşten yola çıkarak ulaşıldığına önem vermiyor. İspanyolcada concuñado, herhangi bir eşin kız kardeşinin kocası, concuñada ise herhangi bir eşin erkek kardeşinin karısı. Bu sistemde baldız ve görümce ayrımı yapılamıyor dolayısıyla; ikisi de kadın olduğu için aynı sözcükle (cuñada) karşılanıyor. Cuñado ise Türkçede de iki görev üstlenen kayınbiraderin aynısı.
Dolayısıyla concuñado / concuñada’yı edebi metinlerde Türkçeye çevirirken doğacak zorluk, bu terimlerin hem fazlasıyla karşılanmış hem de yeterince karşılanmamış olması: Karınızın kız kardeşinin kocası, bacanak. Kocanızın erkek kardeşinin karısı, elti. Karınızın erkek kardeşinin karısı ve kocanızın kız kardeşinin kocası Türkçede tanımdan yoksun kılınmış. Nedenini bu akrabalarla yakın ilişki kurmanın nadirliğinde, belki de pek hoş karşılanmayacağında aramak, filologları ilgilendirmiş mi yoksa ekşi sözlük yazarlarıyla mı sınırlı kalmış, kapsamlı bir araştırma yapamadım.
Yeri gelmişken, vakıf olmadığım dillerden örnek vermenin, hatta genel çizgilerle sınırlı kalarak ahkâm kesmenin riskine değinmeliyim. Şu veya bu dilin filanca özelliğini burada vurgularken elbette bütün dillerin benzer özellikleri olup olmadığını (bütün dilleri bir yana bırakalım, burada yer verdiğim sınırlı sayıda dilin bile) kontrol edebilmiş değilim. Kaynakları yanlış yorumlamamdan doğabilecek hatalarım olabileceğini de baştan kabul ediyorum. Kendimi savunmak için ancak şunu söyleyebilirim, daldan dala atlayan bir değinmeler seçkisinden ibaret olan bu yazının asıl amacı, sonda göreceğiniz gibi, gerçeklikten uzak bir dil egzersizinden başka bir şey değil.
Nerede kalmıştık, örneğin Fransızca. Cinsiyet zamirleri içeren dillerden bir tanesi olarak haliyle kız ve erkek torunu (petite-fille, petit-fils) özenle ayıran bu dil, üvey babayla kayınpederi, üvey anneyle kaynanayı farklı kelimelerle anmayı akıl edememiş. (Geçmişte etmişse de bir noktada ipin ucunu bırakmış.) Üvey oğulla damat ve üvey kızla gelin de aynı birleştirmeden mustarip. Fars (dili değil tiyatroyu kastediyorum) türünün Fransa’da ortaya çıkmışlığına şaşırmamalı.
Tersine bir örnek için Çin’e gidelim. Sözcükleri telaffuz etmeye cesaret edemiyorum, fakat ayırt etme derecelerine örnek vermek için terim atanmış aile üyelerinden örnekler vereyim: Babanın yaşça büyük ve yaşça küçük kardeşleri, anne / baba tarafında yaşça küçük / büyük kadın / erkek kuzenler, (nineler / dedeler perspektifinden) oğlunuzun mu kızınızın mı çocuğu olduğuna dayalı olarak erkek ve kız torunlar için dört farklı terim var. Çincenin yeterince zor olduğu yetmiyor, bir de bunları öğrenmek zorundasınız.
Ermenice, Türkçeden biraz daha zengin görünüyor, akrabaları isimlendirirken. Örneğin ikişer kayınbirader, kayınvalide ve kayınpeder mevcut. Yunanca da aynı eğilimi sergiliyor; üstelik eski dilde bu terimlerin çok daha spesifik olduğu ve zamanla, yani modern Yunancaya geçiş sürecinde terkedildiği tespit edilmiş.
Farsça, Kürtçe gibi en fazla tanım yapmaya meraklı dillerden biri. Neredeyse isimsiz akraba kalmasın diye mücadele edilmiş. Hangi akrabanızın kızı veya oğlu olduğuna bakarak sekiz farklı kuzen tanımı yapabiliyorsunuz. Kocanızın veya karınızın eşi için iki farklı kaynana ve iki farklı kayınpeder, basit sözcükleri yan yana getirerek kolayca oluşturulmuş: Anne karı, anne koca, baba koca, anne koca. Takdir edilesi bir pratik çözüm. Kuzenleri ve yeğenleri de benzer bir yöntemle oluşturduğunuzda kimin kızı, kimin oğlu oldukları konusunda hiçbir şüphe kalmıyor. Türkçeye çevirirken ister istemez kuzen veya yeğen deyip geçmek veya akrabalığın açıklamasını doğal bir dille metne yedirmek zorundayız.
Arapça da özellikle kuzen ve kayınlar açısından son derece zengin bir dil. Örneğin, annenizin kızkardeşinin oğlu, erkek kardeşinin oğlu, babanızın kızkardeşinin oğlu ve erkek kardeşinin oğlu için dört ayrı terim mevcut. Bunun da ötesinde, çocuk sahibi olmak toplum içinde bireyin de adını dönüştürücü bir kudrete sahip. İsminiz o noktada ilk çocuğunuzun anası veya babası olduğunuzu belirten yeni bir isme dönüşüyor. Bunlar, toplumun geleneklere sıkı sıkıya bağlı kesimlerinde ailenin öneminin vurgulandığını, izdivacın geniş aileler içinde kalmasının tercih edildiğini düşünürseniz kolayca anlaşılır olgular. Tabii, bütün bir Arap coğrafyasını ve halkını tek bir kalıba sıkıştırmanın zorluğu ortada (burada örneklediğim terimler bile farklı Arap ülkelerinde farklılıklar barındırıyor) ve modernitenin yakın ve uzak gelecekte getireceği dalgaları kestirmek olanaksız.
Genellemelerden hoşlanmadığım için dikkatli bir dil kullanmaya özen gösteriyorum, fakat bir önceki paragrafı kafamdan atmadığımı göstermek için genellemeler içeren bir alıntıya yer vermek zorundayım:
“Arap ailelerinin bütünlüğü, akrabalık alanının ötesindeki insan toplumunun, akraba olmayanlar, yabancılar ve güvenilmez kurumlarla dolu olduğu için ahlaksız ve özünde tehlikeli olarak yorumlandığı bir dünya görüşünden kaynaklanmaktadır: Kişinin kaynaklarının ve sevgisinin, bunları gerçekten hak eden ‘sevdiklerinden, kayınlardan ve akrabalardan’ çekilip alındığı bir alan olarak. Batı kültürünün aksine, Arap ailelerinin ayırt edici bir özelliği, akrabalar (özellikle kuzenler) arasındaki nispeten yüksek evlilik oranıdır; bu uygulama kan bağı olarak bilinir.”
Bunu 2018 tarihli “İngilizce ve Arapçada Akrabalık Terimleri: Karşılaştırmalı İnceleme” adlı makalelerinde yazan iki Iraklı akademisyen, Arap coğrafyasıyla yetinmeyip “Arapların Detroit’i: Marjinalden Anaakıma” adlı bir çalışmayı da kaynak göstermiş.
Arapçanın Semitik kardeşi İbranice de tahmin edileceği gibi gelişkin, kuzenler ve kayınlar açısından; buna ek olarak birkaç kuşak torun için ayrı terimler kullanılabiliyor. (Musa peygamber 120 yaşına kadar yaşadığı için bir kişinin ömründe görebileceği torun kuşağı sayısı maksimumda tutulmuş olabilir.)
İtalyancada gözüme çarpan ilginçlik, evlilik yoluyla oluşan ilişkileri tanımlarken tıpkı İngilizce gibi ilgisiz davransa da çocukların sırası, kuzenlerin yakınlığı veya uzaklığı, birkaç kuşak büyükanne/baba veya büyük-büyük teyzeler/amcalar (tabii ki amca/dayı ve teyze/hala farkı olmadan) ayırt edilmiş. Öte yandan, yeğenle torunu aynı terimde birleştirmesi ilginç. Bu da yukarıda anıldığı gibi eskiden var olan ve yüzyıllar içinde kaybedilmiş bir dil zenginliği.
Şimdi, sadede gelirsek, dünya dillerini akrabalık terimlerinin çeşitliliği açısından sıralamaya koyduğumuzda Türkçenin en tepede olmaması, sizi bilmem, beni fena halde rahatsız etti. Ne yapılabilir diye düşünmeden edemedim.
Aklıma ilk gelen, bir saha araştırması yaparak yerele sıkışmış hitapları bulup belgelemekti, ama bunun için kaynak lazım, daha önemlisi akademik disiplin lazım, bunlar bende yok. Kolay yöntemin yeni terimler önermek, daha doğrusu uydurmak olduğuna karar verdim. Bugün kullandığımız birçok sözcüğün –ben doğduktan sonra ortaya çıkan “sözcük” dahil– masa başında yaratılmış olmasından cesaret aldığımı söyleyebilirim.
Diğer dillerde olup Türkçede karşılığı olmayan terimlere tenezzül etmedim, bunların Türkçesini icat etmekle varıp varabileceğimiz yer beraberlik olduğu için.
Galibiyete oynadım, örneğin bacanakla yetinmeyip, kafiyeden devam ettim:
Pasak: Pis akraba.
Yasak: Aranızdaki ilişki ensest oluşturacak akraba.
Malak: Aslında zeki fakat boş bakışlarıyla yanlış intiba uyandıran akraba.
Salak: “Seni sevmedim sütoğlan,” dediğinizde, “Biliyorum, babamı da sevmezdiniz,” cevabını veren akraba.
Dayak: Sizi çocukken sürekli döven akraba.
Sapak: Eski eş, hayatınızda bir süre takip edip sonra gerisin geriye döndüğünüz yol.
Çattadanak: Vakitli vakitsiz evinize damlayan akraba.
Kayınbiraderi çeşitlendirerek devam edeyim:
Dayınbirader: Köprüyü geçene, yani işinizi halledene kadar dayı demeyi tercih ettiğiniz, bal seven akraba.
Sayınbirader: İktidardaki partiden mevki kapmış akraba
Mayınbirader: Yanına uğramanız çeşitli açılardan riskli, dengesiz akraba.
Dünürsel:
Ömür: Törpü.
Müdür: Tercihlerinizi yöneten, hesap soran akraba
Hala ve teyzeden türetilebilecekler:
Bırakınla: Her akşam sarhoş akraba.
O-la-la: Densizlikleriyle sizi hayrete düşüren akraba.
Leyzi: Tembel akraba.
Mevzi: Her davranışınızda art niyet arayan, mevzilenen akraba.
Mevki: Bkz. Sayınbirader.
Elti ve görümceden:
Düzelti: Ukala akraba.
Yücelti: Lider fanatizmine kapılmış akraba.
Tümce: Öztürkçeci akraba.
Hallice: İçgüveysi.
Ve diğer:
Naber: Pek samimi olmadığınız akraba.
Namer: Kalleş akraba.
Bihaber: “Daha konuyu bilmeyen” akraba.
Sebek: Sen benim kim olduğumu biliyor musun havalarıyla gezen akraba.
Şebek: Hokkabazlığa meraklı akraba.
Köpek: ABD eğitimi görmüş kuzeninizin “O da bizim ailemizin üyesi” diyerek sevecen bir ifadeyle tanıttığı dört ayaklı akraba.
Kötek: Bkz. Dayak.
Öpçek: “Bayram değil seyran değil…” deyişini akla getiren, mütecaviz akraba.
Mertek: Çok içince eşi olan Elif yengenizi tanımayacak hale geldiğini iddia ederek size sulanan akraba, bkz. Öpçek, Mayınbirader.
Çinceyi geride bıraktıysak artık durabilirim.
Aziz Gökdemir
