Prosper Mérimée’nin son kurmaca eseri Lokis, Gizem Aktaşlı çevirisiyle Vacilando Kitap tarafından yayımlandı. Kitabın editörlüğünü Elvan Kaya Aksarı üstlendi. Kapak tasarımı ise Umut Durmuşoğlu’na ait.

Tanıtım bülteninden:
Lokis, Fransa’da (1869) yazıldı ve İmparatoriçe Eugénie’nin huzurunda okundu. Sovyetler (1925) ve Polonya’da (1970) sinemaya uyarlandı. Litvanya’da (2000) opera olarak sahnelendi. Roman, Litvanya gelenekleri ve Slav mitlerini, mistik gerilim türündeki kurgusuna ustalıkla yediren Prosper Mérimée’nin son kurmaca eseridir. Romana dair belki de tek noksan, günümüze dek Türkçeye çevrilmemiş olmasıdır. Litvanya ormanlarında aniden karşınıza çıkan tek gözlü bir cadı, kulağa korkunç gelebilir. Gelgelelim insan doğasının karanlık tarafları ve içimizde bağlı duran hayvan çok daha korkunçtur. Lokis, bu iddianın ispatıdır.
Gotik kurgu türünde kıta Avrupa’sının kült eserlerinden sayılan Lokis, İskandinav kültürü ve Slav paganizmi ile beslenmiştir. Alelade bir korku romanından farklı olarak ince hacmine rağmen, kaybolan diller ve nadir kitaplar üzerine gerçekleşen entelektüel diyaloglar ve en az bunun kadar kıymetli, insanın içindeki hayvan yahut medeniyetin içindeki barbarlık teması ile okura doyurucu bir felsefe sunmaktadır. Dr. Jekyll ve Bay Hyde’dan daha önce yayımlanan roman benzer bir şekilde insan ruhundaki düalist yapıyı işlemekte fakat biri sanayi devriminin geliştirdiği kimya endüstrisinden güç alırken diğeri ise mitolojik söylenceler ve kalıtımla ilerlemektedir.

Prosper Mérimée, 1803’te, Paris’te, entelektüel birikimi yüksek bir burjuva ailede doğdu. Anne babası ressam ve sanat öğretmenleriydi. Mérimée hukuk eğitimi görmesine karşın daha çok yabancı dillere ve edebiyatlara ilgi duyuyordu; roman yazarı Stendhal’la kurduğu yakın dostluk da onu edebiyata yönelmeye teşvik etti. Rusça öğrenip Puşkin, Gogol gibi Rus yazarların eserlerini çevirdi. On dokuz yaşında ilk oyunu Cromwell’i yazdı. Sir Walter Scott’la başlayan tarihî roman furyasından esilenip bir köylü ayaklanmasını konu aldığı otuz altı sahnelik La Jacquerie’yi yazdı. Tarzının belirleyici özelliklerini en iyi yansıttığı eserleri oyunlarının yanı sıra kısa romanları oldu, hatta Fransız edebiyatına kısa roman türünü tanıtan yazar olarak anılmaya başladı. İspanya’da tanıştığı Montijo kontesiyle ömür boyu süren bir dostluk kurdu ve kontesin kardeşi 1853’te Fransa imparatoriçesi olunca saray çevrelerinde tanındı, senatör olarak atandı. En bilinen eserlerinden, Bizet’nin aynı adlı operasına konu olan Carmen’i yine kontesten dinlediği bir hikâyeden esinlenerek yazdı. 1830-1860 yılları arasında Fransa tarihî anıtlarının müfettişliğini yaptı ve Notre-Dame’ın restorasyonunda görev aldı. George Sand’la birlikte 16. yüzyılda yapılmış freskler buldu ve bunları Paris’teki Ulusal Ortaçağ Müzesi’ne kazandırdı. III. Napoléon’un devrilmesiyle Cannes’a yerleşti ve 1870’te öldü.
