Intan Paramaditha’nın “Serseri” adlı romanı April Yayıncılık tarafından yayımlandı. Kitabı, çevirmeni Deniz Erkaradağ ile konuştuk.

Serseri’yi çevirmeye nasıl karar verdiniz?
Serseri bana editörüm Nazlı Berivan Ak tarafından önerildi. Hatta ilk çevirimdi ve deneme çevirisini yaptığımız kitaptı. Kitabı okur okumaz âşık oldum. Çünkü Serseri, hem chick-flick dediğimiz Bridget Jones tarzı bir kadın romanı havası verirken bir yandan da felsefi, edebi ve siyasi derinliğe sahip bir roman. Aynı zamanda bir biseksüel kadın baş kahraman olması ve feminist bir roman olması da kitabı çevirme kararımda etkili oldu.
Çevirmen olarak kendinizden kısaca bahseder misiniz? Ne tür kitaplar çeviriyorsunuz? Yazarlara sorulur, biz de çevirmen olarak size soralım: Bir çeviri rutininiz var mı?
2012 yılından beri dijital platformlar için dublaj ve altyazı yerelleştirmesi konusunda uzmanlaştım. Edebiyat çevirilerine çizgi roman ile başlamıştım. Serseri benim ilk roman çevirim. Çıtayı bu kadar yüksekten başlatınca da kitap seçmekte zorlanan ve çevrilmesi için önerilen kitaplar konusunda biraz nazlı bir çevirmen oldum. Kendim okumaya bayıldığım kitapları çevirmeye çalışıyorum. Çeviri rutinim kendimi strese sokmamak adına planlı bir çalışmadan oluşur, tüm metni belirli tarihlere göre düzenleyerek çalışırım. Aynı anda birden fazla kitaba çalışabiliyorum, ara vermeyi de çok sevmiyorum. Örneğin yine ödüllü bir romanın, Avni Doshi imzalı Yanık Şeker’in de çevirmeniyim, Serseri’yi bitirir bitirmez bu kitaba girişmiştim. Kadın yazarların kitaplarını Türkçeleştirmeyi de özellikle seviyorum. En önemli rutinim de çeviriyi son haline getirirken anneme okumak. Buradan kendisine de çok teşekkür etmek isterim.

Serseri’nin çevirisine gelelim. Nasıl bir süreçti, ne kadar sürdü, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Serseri orijinal dili Endonezyaca olan bir roman, ben çevirisini İngilizce çevirisinden yaptım. Çeviri boyunca orijinal metin ile karşılaştırma yapsam da Endonezyaca bilmediğim için acaba kaçırdığım bir şey oluyor mu diye korktuğum oldu tabii, bunun dışında bir zorlukla karşılaşmadım. Bu korkuyu da sürekli terimleri araştırarak yendim, kitap bu yönüyle de pek çok şey öğrendiğim bir deneyim oldu.
Çevirmeden önce okuduğunuz, sevdiğiniz, aşina olduğunuz bir yazar mıydı Intan Paramaditha? Yoksa çevirmeye karar verdikten sonra mı tanıdınız?
Paramaditha’yı Serseri sayesinde tanıdım (ve çok sevdim). Türkiye’deki okurların tanışması da Serseri ile olacak. Umarım Serseri okurlar tarafından sevilir ve yazarın başka kitaplarını da Türkçeye kazandırma şansımız olur.
Intan Paramaditha orijinal dilinde nasıl bir yazar sizce? Dil kullanımı, üslubu, öne çıkan özellikleri neler?
Yukarıda da belirttiğim gibi maalesef Paramaditha’yı orijinal dilinden okuma şansım olmadı. Ancak kitabın tamamının sen diliyle yazılmış olması romana öyle bir ritim veriyor ki kitabı elinizde tutarken hakikaten de kendinizi o karakter yerine koymakta hiç zorlanmıyor, kaptırıp gidiyorsunuz. Yazarın üslubu da hem kitabı bir günde bitirebileceğiniz kadar akıcı ama bunu yaparken yine de alt metinleri yüklü bir şekilde yapmayı başarabilmesi beni çok etkiledi. Göçmenlik, aidiyet, yurtsuzluk… Pek çok meseleyi edebiyatla aktaran bir yazarla karşı karşıyayız.
Çevirmen olarak kitapta sizi özellikle çok etkileyen bir öykü ya da bölüm var mı? Varsa hangisi ya da hangileri?
Kitabın kendi maceranı kendin seç özelliği nedeniyle okuyucunun belki kaçırdığı bölümler ya da atladığı sayfalar olabilir. Bu tekniği biraz açmak gerekirse, yazar ilk sayfadan size bir hikâye anlatıyor, seçimlere göre farklı sayfalara yönlendiriyor ve böylece aynı kitap içerisinde onlarca farklı son yaşıyorsunuz. Çocukluğumuzun macera tüneli kitapları gibi bir yönüyle… Bu yüzden okuyuculara özellikle de “Üçüncü Dünya, Uzayı Hayal Edemez” (sf. 38) bölümünü tercihleri arasında kaçırsalar bile yine de dönüp okumalarını tavsiye ederim.
