Site icon Parşömen

Dedem Don Kişot (2) | Öznur Unat

{"remix_data":[],"remix_entry_point":"challenges","source_tags":["local"],"origin":"unknown","total_draw_time":0,"total_draw_actions":0,"layers_used":0,"brushes_used":0,"photos_added":0,"total_editor_actions":{},"tools_used":{},"is_sticker":false,"edited_since_last_sticker_save":false,"containsFTESticker":false}

Üçüncü Gün: Consuegra – Campo de Criptana

“Salyangoz Mahallesinde Morisco Olmaz”

Yolculuğun üçüncü gününde beyaz mavi boyalı sokaklarıyla Yunan adalarından birinde dolaşıyor hissi veren Campo de Criptana’ya geldim. Burası Montiel ovasının kuzey doğusuna düşen bir bölgede.

“Atına bindi ve eski meşhur Montiel ovasında yol almaya başladı.”[1] cümlesiyle kitaptaki macera başlar. Montiel Ovası, Don Kişot’un rüyasının başladığı yerdir.

“Atı hangi yolu istiyorsa o yolu izledi. Serüven denen şeyin anlamı bu diye düşünüyordu.”[2]

Yolculuğuma devam etmeden önce küçük bir parantez açarak romanın başlangıcına dönüyorum. (Rus asıllı Amerikalı yazar ve eleştirmen Nabokov, “Don Kişot’un hikâyesi Argamasilla adlı kasabada başlar,” der. Çünkü Cervantes romanın girişinde, el yazmalarının Argamasilla’da bir kitaplıkta bulunduğunu yazmıştır. Bu kasaba, Campo de Criptana ve El Toboso arasında yer almaktadır. Kasabanın en önemli iki yapısından biri Casa de Medrano, diğeri bu evin altında yer alan Medrano mağarasıdır. Ev, Cervantes’in burada hapsedildiği ve romanın ilk bölümlerini burada yazdığına dair yerel efsanelere ev sahipliği yapar. Kasabanın meydanında, Don Kişot, Dulcinea ve Sancho Panza heykelleri bulunur. Şimdi parantezi kapatıp, yola devam.)

Yolculuk yaklaşık kırk dakika sürdü. La Mancha düzlükleri sadece Don Kişot’un değil aynı zamanda bereketli toprakların da vatanıydı. Yol boyunca her iki yanımda üzüm bağları, zeytinlikler, ay çiçekleri ve safran tarlaları vardı.

Campo de Criptana’ya varır varmaz tanışmak ve anlatacaklarını dinlemek için yel değirmenlerinin yanına vardım. Los Molinos tabelasını takip ederek onlara ulaştım.

Tepenin üzerine on değirmen yerleşmişler. Etraflarında turistlerin ilgisini çekecek minik hediyelikçiler ve çay kahve molası verilebilecek kafeler var. Güneş tepede gücünü iyice göstermeden dizlerinin dibine oturup merak ettiklerimi sormaya başladım. Buranın 16. yüzyılda Granada’dan sürülen, Moriskaların yerleştiği kasabalardan biri olduğunu okumuştum. Dar sokakları, beyaz badanalı evleri ve geleneksel mimarisiyle burası, Granada’daki Albaicin[3] mahallesini andırıyordu. Kimdi bu Moriskalar? Soruma Quimera cevap verdi. Önce isminin anlamını merak edip sordum. Quimera, hayal demekmiş. Tam da dedemin arkadaşına yaraşır güzellikte bir isim. Sonra da anlattıklarını dinlemeye başladım.

Moriskolar, 15 ve 16. yüzyıllarda Hristiyanlığa zorla geçirilmiş müslümanlar. İslam’ın Avrupa’daki en önemli merkezlerinden biri olan Endülüs Emevi devleti, 756 yılında Cordoba’da kuruldu. Müslüman halk, 1492 yılında Granada emirliği düşünceye kadar, İber yarımadasındaki bu topraklarda yaşadı. Ancak, Katolik hristiyanlar tarafından fethedildikten sonra hristiyan yönetimine girdiler. İlk başta müslüman olarak kalmalarına izin verildi. Fakat sonra zorla vaftiz edilmeye başladılar. İşte bu hristiyanlaştırılmış müslümanlara, “Morisco” yani, “Küçük Müslüman” dendi. Sonrasında İspanya’dan sürgün edildiler. Yaklaşık 300.000 Moriskonun sürgün edildiğini söylüyor tarihçiler. Bu insanlar Cezayir, Fas, Tunus, Marsilya, Sicilya ya da İstanbul’a göç ettiler. İstanbul’un Galata semtine. Moriskolar dedenin romanında da geçiyor. Okumuşsundur mutlaka, dedi ve durdu. Çantamdan kitabın ikinci cildini çıkarttım. İlgili bölümü açtım.[4] Sancho Panza bu bölümde Ricote isimli arkadaşıyla karşılaşıyor. Ancak kendisine sarılan bu kişiyi önce tanıyamıyor. Yabancı, “Köyünüzün esnafı, komşun Morisco Ricote’yi tanımadın mı?” diye soruyor. Bunun üzerine Sancho Panza, “ Bu üstündeki acayip kıyafetle kim tanıyabilir seni, Ricote? Söylesene, kim seni böyle frenkleştirdi? İspanya’ya dönmeye nasıl cesaret ettin? Seni yakalarlar, tanırlarsa başın belaya girer,” diye cevap veriyor. Morisco Ricote, köyden neden ayrıldığını anlatırken, majestelerinin benim milletimden olan zavallıları şiddetle tehdit eden emrine uyup ayrıldım, diyor. Okudukça görüyoruz ki Morisco artık iyice Almana ya da Carmene dönüşmüş. Hatta heybesinden kendi şarabını çıkartıp Panza’yla birlikte içecek ve herkes uyuduktan sonra da sohbet edecekler. Morisco Ricote’nin, Sancho Panza’ya anlattıklarını okuduğumuzda bu sürgün emrinin halkta nasıl bir korkuya yol açtığını anlıyoruz. Kimileri ailesini yanlarına alamadan köylerinden kaçıyor. Kaçarken servetlerini toprağa gömmelerinden, belki geri dönüş olur umudunu içlerinde taşıdıklarını, dinleri ne olursa olsun kendilerini gerçek İspanyol olarak gördüklerini ve vatanlarını sevdiklerini, üstelik gittikleri ülkelerde hiç de iyi muamele görmediklerini öğreniyoruz.

Bu bölümü okumak Moriscoların göç hikayesini Don Kişot’dan öğrenmek anlamı taşıyor. Cervantes bu tarihi olayı taraf tutmaksızın anlatmış. Çünkü morisconun açıklamalarını okurken, sürgün edilenler arasında gerçek hristiyanların da olduğunu ama az sayıda olduklarından, koynunda yılan evinde düşman beslemeyi majestelerinin göze almasının mümkün olamayacağını, kısaca sürgün kararının haklı olarak alındığını söylediği konuşmalar da okuyoruz.

Sözünü bitirmesinin ardından, kasabaya ilk girdiğimde dikkatimi çeken mavi beyaz sokakları da merak edip sordum.

Albaicin, Arapça’da “El Bayyaz” yani beyaz evler anlamına geliyor. Granada şehrinin en eski ve özgün mahallelerinden biri burası. Hatta siz insanlar, burayı, bütün insanlığın ortak mirası olarak görüp korumaya almışsınız. Arap, islam, hristiyan kültürlerinin uzun zamanlar boyunca iç içe yaşandığı bir yer. Campo de Criptana da 1492 sonrası Granada’dan sürülen Moriskaların yerleştiği kasabalardan biri. Atalarının kültürünü yansıtmak için Granada’daki eski mahallelerine benzetmek istemiş olabilirler. Dar sokaklar, beyaz badanalı ve içi avlulu bu evler Endülüs Müslüman yerleşiminin tipik örnekleri. Biz yel değirmenleriyle uyumlu bir görüntü oluşturmak, mavi boyayla akrepleri evlerden uzak tutmak ya da kavurucu sıcaklardan korunmak diğer faydaları olabilir.

Günü bitirmeden uğramak istediğim bir yer daha vardı: Belmonte. Yaklaşık 34 kilometre sonra Belmonte’ye vardım. La Mancha’nın ortasında sessizliğiyle dikkat çeken bu küçük kasabada en dikkat çekici yapı, 1456’dan bu yana Avrupa’nın en iyi korunmuş orta çağ kalelerinden biri olan Castillo de Belmonte.

Dedemin kitabında yer alan ve öykündüğü gerçek şövalyeler, bir zamanlar işte burada yaşadı. Romanın tarihi karşılığı bu kale. Buraları ziyaretiniz yaz aylarına denk gelecek olursa kalede kılıç dövüşü ve ortaçağ savaş gösterilerine tanık olabilirsiniz.

Burçlarından 360 derece La Mancha manzarasını seyrederken ne kadar acıktığımı fark ettim. Köyün içinde La Muralla isimli geleneksel yemekler sunan bir restoran var. İsmi, sur anlamına geliyor. Ajo Arriero sipariş ederek sarımsak ve patatesle hazırlanmış morino balığını yiyerek siz de dedemin ruhunu onurlandırabilirsiniz.

Öznur Unat

Tefrikanın 3. bölümünü okumak için tıklayın.


[1] La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, YKY, Çev. Roza Hakmen, Bölüm İki, s.56.

[2] A.g.e., Bölüm İki, s.55.

[3] Granada şehrinin en eski müslüman mahallelerinden biri.

[4] A.g.e., Bölüm 54, s.771.

Exit mobile version