Site icon Parşömen

Pazartesi Romantik (6) | İlhan Durusel

“Haftasonu şiir çalışır / Pazartesi romantik”
kıvılcım kurgular – yıldırım baskılar

İlhan Durusel

2.13
Mart

Eski takvimlerden birinde, herhalde Roma takviminde, sadece on ay var. İlk ay mart. Çünkü mart getirir dünyaya bütün güzelliği. Bahar onunla başlar ve gün dönümü. Bahar geldi diye güneş sevinir. Mart güneşin en sevdiği aydır. Martın adı Mars’tan, Apollo’dan geliyormuş. Sinirli öfkeli ama adil. Her şeyi böyle griden en neşeli en canlı renklere dönüştüren, erimez denen karları eriten, donuk ruhun üzerine tuzlar baharatlar serpen. Eken. Yok, hayır, elbette her dönüşüm güzel bir şey değil. Bunu da orada öğrendik, kütüphanede. Mart gelmişti, pencereden bakıyorduk, karlar eriyordu ama bir taraftan da kar yağıyordu, erimez karların üzerine serpilen tuz gibi yağıyordu kar katı sert toktağan karı eritiyordu. Buharat. Bunu gördük gözlerimizle. Mart bir mucizeydi böyle. Nisanda eve döndük. Mağlup ama hazırdık.

12.14
Domuz Kurşunu ve Saçma

Domuz kurşunu, domdom kurşunu bana hep kısa hayatlarına çok büyük işler sığdıran yazarları hatırlatıyordu, Raymond Carver, Sabahattin Ali, Orhan Veli mesela.

Uzun yaşayanlar, bencileyin, saçma atar gibi birçok şeyi yazıp çok yere belki ulaşıyorlar çok gürültü çıkarıyorlar belki ama öldürücü etkileri yok o mühimmatların.

2.14.2
Seyirci

Mahallemizin köpeği kendisinden küçük her şeye saldırıyor. Öldürüyor onları. Yemiyor ama, sadece ölü olduklarını görmek istiyor. Ölülerini seyrediyor onların. Cesetlerini. Bir gün bir kuş kaptı havada. Dayım avcıydı. İyi avcı bu dedi. Av köpeği değil ama. Ceset seyircisi.

2.14.3
Unutulan

Seni bu sabah kimse kaldırmadı. Sabah ezanı okundu, kalk, demedi kimse sana bugün. Radyo hafif açıktı, radyoda bir saz semaisi. Pencere de açıktı. Pencerenden duyulurdu ezan. Bugün o da yoktu. Kuşların sesi gelirdi sabah serinliğiyle zaman zaman. Kalktın, dışarı çıktın, kuşlar yoktu. Bir korunun yanından geçiyordun bir parkın içindeydi koru. Bir kumru ötüyordu tek başına. Ruhunu bırakıp gitmek ister gibi bir kumru. Çocukken buraya gelir kağıttan uçaklar kayıklar yapardınız, kuşlar, turnalar, birbiri ardına salardınız yüksek duvardan, yere değene kadar sayardınız yere değene kadar sayardınız yere değene. Bir gün bir tanesi değmedi yere, siz saymayı bıraktınız, gittiniz ama. O günü hiçbir şey unutturamadı hiçbirinize.

2.15
Niteliksiz Bir Kavim

Sihirli bir karışımın formülünü getirdi biri masaya. Yıllar önce dedi biri bunu yapmış. Ötekilere vermiş. Onların başına ne geldiğini bilmiyoruz ama hepsi kaybolup gitmiş o gün. O kavim hakkında bir tek bunu biliyoruz. Başlarına bu gelmese bilinmeye değecek hiçbir şey yok haklarında.

2.15.2
Bu Bayramın Adı

Bir bayramımız olsun istiyorduk ama adı ne olsun karar veremiyorduk. Bir yarışma açıp davetiyeler gönderdik bütün falcılara peygamberlere kâhinlere ileri görüş sahiplerine: gelin dedik görün bizi bu topraklarımızda nasıl insanlarız anlayın bize uygun bir bayram icat ettik, buna uygun bir ad bulun. Ad verin, boy boylayın soy soylayın. Korkut geldi. Bir sıfat buldu bize, ad değil. Leylaklar zambaklar arasında keman çalan bir çingene. Buna uygun bir şey olsun dedi. İkna etti. Yemek dökülmüş önünüze, önlüğünüz kirli. Gidin yıkanın paklanın öyle gelin, siz gelene kadar ben size isim düşüneyim.

2.15.3
Kandilli Eriyen

Rüyamda sağırım. Sesim de çıkmıyor.

Elimde yalancının mumu. Titrek titrek yanıyor.

Beni gören kim olduğumu biliyor “elin yanıyor” diyor, “elim yanmıyor” diyorum ben.

Elim değil mum yanıyor.

2.15.4
Kelepir Aşk

Öyle yoksul, öyle züğürt, öyle şansızdık ki dokunduğumuz her şey ucuzlaşıyordu.

Adi, kelepir, köhne.

Sevdiğimiz her şey acı veriyordu.

Elem, azap, ızdırap.

Sevdiğim kıza aygır diyorlardı, sevdiğim ata Müjde.

Arzu, aşk, kösnü.

21.15.5
Yeniden Başlasın

Şöyle başa dönersek tekrar, sen benim geçmişimden geldin, geleceğime doğru bir işaretsin: burası en doğru yer, en uygun yer, en münasip yer başlamak için.

Bir mırıltı ile başlıyoruz. Birimizin bir şeyler söylemesini bekliyoruz. Ben geliyorum varoluşumu da getiriyorum yanımda bir kayık belki bu bir yüzen daire. Kutsal kitaptaki gemici gibi dedin. Çocuklar var ama ellerinden hiçbir iş gelmiyor. Sabah kalkıp bir tanesi ışıkları açıyor pencereden bakıyor sonra tekrar yatağa giriyor: karanlıkta kaldığım sürece diyor böyle yorganlar altında burada kapalı kaldığımı hissetmiyorum beni mutlu ediyor beni sakinleştiriyor bu. Sen kalkıyorsun bu defa ışıkları açıyorsun lambalar yanmıyor nerede ışık nerede ışık burada uzun zaman kalamayız diyorsun. Bizi de bir merak eden olur. Uzakta bir nehri düşünüyorsun, uzun uzun yüzünü yıkıyorsun soğuk suyuyla. Yatağa dönüyorsun. Işıklar yanıyor tekrar. Lambalar soğuk. Su ılık şimdi, biliyorsun. Su ılık. Nehir kıyısına inersek yeniden başlayabiliriz diyorsun ama uykudasın ağzın aralık.

İlhan Durusel

Exit mobile version