29 Aralık 2025
Post Öykü’nün genç kalemleri güzel bir işe imza atmışlar. Derginin ilavesi olarak verilen Entarnasyonal yaşadıkları ülke, uyrukları ve yazdıkları dil (en çok bu) nedeniyle ana akım dışında kalan edebiyatçılarla iletişim kurmayı, birbirimizi tanımayı amaçlıyor. Daha ilk sayıda adını daha önce hiç duymadığım (bizim adımız da Edirne’nin ötesinde duyulmuş değil henüz) edebiyatçılarla tanışmış oldum.
Bartu Çay, Burak Demirtaş, Mustafa Aplay, Nevra Gözde ve Beyza Yıldız’ın emek verdikleri Entarnasyonal’in giriş yazısından (bir nevi manifesto) bir kısmı paylaşmak istiyorum:
“Nasıl hiçbir kapitalist piyasa koşulu, kültürel hegemonya ya da benzer nitelikte şeytani ilişki bizim arkadaşlığımızı ve ortaya çıkan edebi enerjiyi engelleyemediyse dünyanın öbür ucunda, edebiyat coşkusunu paylaştığımız birçok yazarla aynı masaya oturmamızı, edebiyat hakkında konuşmamızı ve organik bağlar kurmamızı hiç kimse engelleyemez.”
Yolu açık olsun Entarnasyonal’in.
Turhan Kitabevi de kapandı.
Özellikle Ankara’ya geldiğim ilk yıllarda, daha gençken ve henüz sıkı bir dergi okuruyken dergilerimi hep Turhan’dan alırdım. Çünkü dergiler önce oraya gelirdi. Nostaljiye düşmek istemem ama müstear isimle ilk yazılarımın yayımlandığı Sincan İstasyonu’nu helecan içinde oradan aldığım günleri unutamam.
Sincan İstasyonu demişken derginin yayın hayatını geçtiğimiz günlerde sonlandırdığını da söylemeli.
Bir kapanmalar şehri oldu Ankara.
Bahtsız başkentimizin sokaklarını arşınlarken “Eskiden burada bir sinema vardı, neydi adı? Batı mıydı, On mu?” diyoruz ya bazen. Belki yıllar sonra aynı şeyleri Turhan için de söyleyeceğiz, kim bilir.
– Bir kitapçı vardı burada eskiden, değil mi. Neydi adı?
Cumartesi günü Mülkiyeliler Birliği’nde Ayla Kutlu’yu dinledik. Bu benim Ayla Hanım’la üçüncü karşılaşmam ve kendisini ikinci dinleyişim. Çok eğlenceli, komik, bilge bir yazar Ayla Kutlu. Kendisiyle, kitaplarıyla, her şeyle hiç gocunmadan dalga geçiyor. Sıkılmadan dinleyebildiğim çok az yazar var benim, biri de Ayla Kutlu. Çok yaşasın!
Ressam Ülkü Günay’la sohbetleri çok tatlıydı Ayla Hanım’ın. Fakat soru-cevap kısmı gelip de seyircilerden soru gelmeye başlayınca işler tatsızlaştı. Maalesef bu hep böyle olur. Söyleşilerin bu kısmında çıkar giderim genelde. Bu sefer de öyle yaptık.
Ayla Hanım’la ilk karşılaşmam 2011 yılında İzmir Kitap Fuarı’nda oldu. Yüksek lisans tezimle uğraşıyordum o sıralar. Ayla Hanım sandalyeye oturur oturmaz tezgaha yanaştım, Zehir Zıkkım Hikâyeler’i imzalaması için uzattım. Başını şöyle bir kaldırıp “Erkekler pek okumaz bu kitabımı,” demişti.
Kırkikindi kitabımda yer alan “Dimitra’nın Bitmemiş Hikâyesi” adlı yazıda bu karşılaşmadan ve Zehir Zıkkım Hikâyeler’den biraz bahsetmiştim.
Tez mi?
Elbette tezimde yerini aldı Zehir Zıkkım Hikâyeler. “Öyküde toplumsal cinsiyet & mekân ilişkisi” konusunda yazacaksanız en doğru tercihlerden biridir bu kitap.
Ayla Kutlu, Everest Yayınları’na geçmiş. Umarım daha çok okura ulaşması için vesile olur bu transfer. Çünkü en son baktığımda, yalnızca üç baskı yapmıştı Zehir Zıkkım Hikâyeler.
***
Ozan aradı dün gece. Parşömen’deki soruşturmayı ben de yanıtlamak istiyorum, diyor. Geçiştirmeye çalıştım ama olmadı. Tamam, bahsederim bir sonraki Dünlük’te dedim, yemedi. Tam metnimi yayımlayacaksın diye tutturdu. Yahu, dedim, sen gerçek değilsin ki!
Senin gerçek olduğun nerden belli, diyor.
Sonunda orta yolu bulduk. Cevaplarının tamamını yayımlamaya söz verdim, ama Dünlükler’in içinde. Ayrı bir yazı olarak değil!
Neyse efendim. Cebren de olsa, işte yayımlıyorum Ozan Çororo’nun yanıtlarını. Az sonra göreceğiniz üzere, yıl mıl gözetmemiş, kafasına göre yanıtlamış Çororo efendi. Ama elden gelir, insan arkadaşını kıramıyor… Allahtan, Nasreddin Hoca da gaza gelip “ben de yanıtlayacağım soruşturmayı,” diye tutturmadı. Yoksa yandığımızın resmiydi!
Parşömen 2025 Edebiyat Soruşturması: Ozan Çororo
2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara ve kurgu karakterlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.
2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Bu yıl öyküyü azalttım; romana, denemeye ağırlık verdim. Vermişim daha doğrusu. Yıl boyu okuduğum kitapları not ettiğim bir listem var, o listeye baktığımda ilk gördüğüm şey bu oldu. Çevirmen olduğum, arada kendim de bir şeyler (öykü, şiir, söyleşi) çevirdiğim halde çeviri edebiyatla aram pek hoş değil. Belki mesleki deformasyon da olabilir. Çeviri bir kitap okurken sürekli takılıp duraklıyorum. Sözcük seçimleri doğru mu acaba çevirmenin? Kaynak metindeki cümle ya da ifade nasıldı acaba, diye düşünmekten metne odaklanmakta zorlanıyorum. Kişisel bir tercih bu zaten, her okur kendisi karar verir ne okuyacağına. Ben Türkçe yazılmış metinleri yeğliyorum.
Fakat bu sorunun beş kitapla sınırlanması da hoş değil. Bir liste mantığı yaratıyor bu. Sanki “en iyi 5 kitap” seçiyormuşum gibi hissettiriyor. Hoş değil.
Numara yapmayayım. Bunları ve başka eleştirilerimi bu soruşturmayı düzenleyen kişiye doğrudan iletebilirim aslında. Fakat buradan yazmak istiyorum, belki başkaları da benzer şeyler düşünüyordur.
Kartları açık oynayalım: Onur Çalı ve Nasreddin Hoca’yla arkadaşız, dostuz biz. Birbirimizi gerçekten özlediğimizde buluşuruz. Bazı maceralarımızı Dünlükler’de okumuş olabilirsiniz.
Fakat bu buluşmalarda kitaplardan konuşmayız. Daha doğrusu öyle bir ön kabulle oturmayız masaya. Kitaplar ya da edebiyat hakkında konuşmak amacıyla bir araya gelmek saçma geliyor bana artık. Ama sohbetin yolu oraya düşerse –hepimiz az çok okuyup yazan insanlarız nihayetinde– elbette kitaplardan, yazarlardan, edebiyattan bahsettiğimiz de olur.
Neyse, uzattım galiba. Kitaplara geçeyim.
Ecnebi bir edebiyat sitesinde yayınlanan bir anket vardı galiba. Halen okumamış olduğunuz için utandığınız kitap nedir, diye soruluyordu. Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği üçlemesinin ilk iki cildini okudum bu yıl. Bu yaşıma kadar okumamış olmaktan hicap duyuyorum.
Aşk ve Öbür Cinler muhteşem bir kitap. Canımız ciğerimiz Bolano, Marquez için şöyle der: “Bir sürü başkan ve başpiskopos tanımış olmaktan müthiş mutluluk duyan bir adam.” Fakat herif iyi yazıyor kardeşim. Müthiş bir kitap bu. Yine, bu yaşıma kadar okumamış olmaktan…
Fazla mahcubiyete de gerek yok tabii. Okunacak binlerce kitap var. Hayat kısa. Hem ne demiş atalarımız, better late than never.
Kaldı iki kitap.
Dünyanın Bütün Karıncaları, Cabir Özyıldız. Bu kitapta iyi öyküler okudum. Yazarı yazdığı ilk öykülerinden beri takip ediyorum. Yetkinleşme, kendini daha iyiye, ileriye taşıma hızı müthiş! Daha iyi, çok daha iyi şeyler yazacak ileride bence.
Bugün Pazar Yahudiler Azar, Roni Margulies. Bu yıl hemen hemen bütün kitaplarına el attım Margulies’in. Bu kitap bir tanıklık, bir anı kitabı. Severek, beğenerek okudum. Şiirlerinin bazılarını okumuştum daha önce ama bu yıl hepsini okudum. İyi bir şair geçti bu dünyadan. Nev’i şahsına münhasır bir yazar Roni.
Bir de Vaker var. Benim okuduklarım arasında, bana göre, yılın en iyi romanıydı. Duyduğuma göre Evren Yesari bir mahlas, bir müstearmış. İstesem kim olduğunu şıp diye bulurum ama yapmayacağım. Çünkü hep denildiği gibi, yazar değil metin önemli.
Yıl biterken bir güzel haber de geldi, bahsetmeyeli mi yani! Hemşerim sayılır Roza Alkan, çünkü vaktiyle Metin Altıok’un görev yaptığı Bingöl Lisesi’nin binasında şimdi o öğretmenlik yapıyor! Ve yeni kitabı yolda, geliyor: Sular Altında. Yeni yılın ilk ya da ikinci haftasında çıkacak kitap. Bizim için sevinçtir.
Hem beşten fazla kitap andığım hem de yanıtı uzunca tuttuğum için Onur kızacak belki. O kızarsa ben de kızarım: Jandarma mı kesildin başımıza be! Cetvelle ülke sınırı mı çiziyorsun! İstediğim gibi cevaplarım! İster yayınla ister yayınlama! (Bu ünlemlere ve “yayınlamak” dememe de kızacak biliyorum, inadına yaptım.)
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Ataç bir denemesinde diyor ya, “Buğün de, öyle buyurdu gönlüm, kendimden açacağım.”
Öyle buyurdu gönlüm, yanıtlamıyorum len bu soruyu!!
(23 dakika sonra)
Biraz sakinledim.
Bence bu görsellik çağında; insanların fotoğraf çekmeden yemeğe başlayamadığı, 7’den 70’e herkesin story kaydırdığı, yürürken bile telefona baktığı bu zamanda birilerinin bir köşeye çekilerek sessizce kitap okumaları, bunu hâlâ yapıyor olmaları başlı başına bir olay. Abartmıyorum, gerçekten böyle düşünüyorum.
Bu nedenle insanların okudukları kitapları “paylaşmaları” bana hiç abes gelmiyor. Yok yanına kahve fincanı koyuyorlarmış da, bilmem ne. Bize ne kardeşim!
Benim ayar olduklarım kargo kolisi açıp kitap kapaklarını gösterenler. Kameraya kitap kapağını gösterip arka kapak yazısını okuyanlar. Ama onlardan da bana ne!
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Sorun çok hocam. Sorundan bol bir şey yok, çok şükür.
Bu sorunları halletmek için biz ne yapıyoruz? Asıl soru bu.
Ve fakat bendeniz bir küçük burjuva özentisi olduğumdan, asıl sorunlara değinmek yerine tali sorunlar sokağına sapacağım.
Yazarların bu kadar çok “okurla buluşma”ları bana tuhaf geliyor. Nedenlerini anlayabiliyorum az çok. Baksanıza, hepimiz kendimizce gerekçeler bulup kendi kendimizin pazarlamacısına dönüştük çoktandır. Ama bunun da bir sınırı olmasa mı? Bir ayarı, bir dengesi?
Başka bir konu daha var. Çeviriye düşman değiliz elbette, bunu baştan söylemeli. Nedir, burada bazı arkadaşların verdiği sitemli yanıtlarda gördüm. Okurun çeviri edebiyata daha çok ilgi gösterdiği doğru mu gerçekten? Ya da yayınevlerinin çeviri edebiyata öncelik verdiği? Önce bunu iyice anlamak lazım. Eğer gerçekten öyleyse, neden acaba?
Ve fakat benim açımdan mesele şu: Biz neden daha çok açılamıyoruz dünya edebiyatına? Kürk Mantolu Madonna’yla bitmiyor ki iş. Gencecik Latin Amerikalı yazarların kitapları çevriliyor Türkçeye, adamla röportaj yapıp soruyorlar, Türk edebiyatından kimleri okudunuz diye. Orhan Pamuk diyor. Ölme eşeğim ölme! Adamın suçu yok tabii, suç bizde.
Fakat bu yan sorunlar sokağından ana caddeye çıkacak olursak en büyük sorunun ülkedeki hukuksuzluk olduğunu görürüz. Alakasız görünen sorunlar bile buna bağlı aslında.
Hamiş: Yanıtları Onur’a göndermeden önce Nasreddin Hoca’ya okuttum. “Ne düşünüyorsun hocam, nasıl olmuş sence?” diye sordum.
“Ulan kerkenez,” diye başlayıp bir şeyler söyledi.
Ama söylediklerini buraya yazamam şimdi.
Ayıp olur.
30 Aralık 2025
Aralık ayı seyahat, Parşömen soruşturması, vs. nedeniyle yoğun geçti. (Kitap perestler anlar beni, istediğim gibi kitap okuyamadığım için mebzul miktarda huzursuzluk birikti bünyede.)
İş bu nedenle, Onur Akyıl’ın bir süredir masamda duran yeni şiir kitabı Masovra’ya ancak el atabildim. Adaşım, kitabın ilk şiiri olan “heraklaitos”ta şöyle demiş: “onca şey söyledi size tanrı, yok etmek oldu / anladığınız.”
Çocukların ölmediği bir yıl olsun 2026.
Onur Çalı
