Parşömen’in 7 yıldır sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, yayın emekçilerine, şairlere, çevirmenlere ve akademisyenlere yönelttik sorularımızı.
İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.
2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Öncelikle şunu dile getirmek isterim: Parşömen’in bu soruşturmasına katılanların beğendiği kitaplara baktım. En az roman önerilen türün roman olduğunu ve bugüne kadar verilen yanıtlar arasında 2025 yılında ödül kazanmış romanların yer almadığını üzülerek gördüm. Bu yıl için seçtiğim eserler şunlar:
İronisiyle beni etkileyen Laurent Binet’nin Dilin Yedinci İşlevi, mizahı da bol, karnavelesk bir roman. Göstergebilim ve dilbilime, biraz da felsefeye ilgisi olmayanlar benim kadar zevk almayacaktır. Melis Oflas’ın çevirisi müthiş. (Siren Yayınları)
Anılarımızın toplum belleğini nasıl oluşturduğu çok uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konuydu. Ayfer Tunç Annemin Uyurgezer Geceleri’nde çağrışımlarla düşünen tarzıyla bunu anlatmış. (Can Yayınları)
Philipp Sarasin’in 1977: Bugünün bir Kısa Tarihi giderek tahrif edilen ya da umursanmayan tarihselliğe ilaç gibi müthiş bir çalışma, umulmadık bağlantılarla. Tanıl Bora’nın harika çevirisiyle. (İletişim Yayınları)
Yaşar Tetik’in Öykülerle Türküler’i kültürümüze bir mücevher. Herkes alsa, okusa keşke – bol bol türkü dinlese. (İletişim Yayınları)
Kültürel ikonlarımızdan Nesrin Topkapı’nın Otobiyografi’si, sadece dansın değil, hayatın da bir koreografisi olabileceğini sakin bir ritimle anlatmış. Böyle nev-i şahsına münhasır otobiyografilerin pek olmadığı bir kültür bizimkisi. (Doğan Kitap)
Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?
Ayfer Tunç’un Aziz Bey Hadisesi novellasının Fransızcaya çevrilmesiyle 2025 Fransa-Türkiye Fernand Rouillon Edebiyat Ödülü’nü alması.
Elif Şafak’ın İngiltere’nin en önemli edebiyat kurumu olan The Royal Society of Literature’a başkan seçilmesi.
Kitaplarını severek okuduğumuz yazar Georgi Gospodinov’un ülkemizde bu kadar ilgi çekmesi. Yazarın International Booker Ödülü kazanması buna etken olsa gerek. Bu doğrultuda Duygu Asena Roman Ödülü ve Atilla İlhan Roman Ödülü gibi 2025’in iki önemli ödülü kazanmış Sibel K. Türker’in Cennette Gibiyim romanının daha çok konuşulup tartışılması, üzerine daha fazla eleştiri/inceleme yapılması, en azından Parşömen’inki dahil 2025 soruşturmalarında öne çıkmasını beklenirdi, değil mi?
Adaletin ibresinin şaşmasının edebiyat dünyasına da denk gelmesi. Bu yıl iki roman arasındaki intihal ihtilafına edebiyatçıların yargıya müdahil olmadığı mahkeme karar verdi: Elif Şafak ve Mine Kırıkkanat’ın romanları arasında %5 intihal var dendi. Herhangi bir iki romanda bulunabilecek benzer kelimeler, bilgisayarın sayı sayma kabiliyetiyle bize veri olarak dönebildi, romanın bağlamsallığı, yarattığı dünya, özetle edebiyat göz ardı edildi.
Zafer Doruk’un da Alemciler ile Fakir Baykurt Öykü Ödülü’nü ve Burçe Bahadır’ın Sait Faik Öykü Armağanı’nı kazanması, öykü geleneğimizin farklı sokakları deneyerek ilerlemeye devam etmesinin sevindirici bir göstergesiydi.
İki önemli yazarımızın, Buket Uzuner ve Murathan Mungan edebiyattaki ellinci yıllarını kutlamamız.
Pınar Kür, Selim İleri ve Mario Vargas Llosa’yı kaybetmemiz.
ChatGPT gibi uygulamaların giderek yaygın kullanılması, hatta bir yayınevinin çevirilerini Yapay Zekâ’ya yaptırdığını açıklaması.
İngiliz Yazarlar Birliği’nin bulgularına göre yazarların kurguda %20 kurgu dışında %25 oranında Yapay Zekâ kullandığını açıklaması.
Çoksatar yayıncılığının yıldızı Dan Brown’ın sekiz yıllık aradan sonra Sırların Sırrı ile tüm dünyada aynı anda karşımıza çıkması. Prag’daki dünyanın dört bir yanından çağrılan davetlilerle büyük bir tanıtım yapılmasa da okur muyduk? Kuvvetle muhtemel! Yeni romandan bir Da Vinci Şifresi daha çıkması umuldu. Ne var ki, çıkmadı ama bu Dan Brown’dan umudun kesilmesini sağlamadı.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
En önemli sorun giderek artan, hatta hayatımızın fark etmediğimiz bir parçası haline gelen otosansürün ve entelektüellik karşıtlığının farklı yollardan ilerlemeye devam etmesi.
Diğer önemli sorun, okurların edebiyat dergilerini takip etmemesi, hatta okuyacakları kitap için göz bile atmamaları. Bu doğrultuda da entelektüel seviyenin edebi eserleri değerlendirmede giderek az rol oynamaya başlaması. Bir edebiyat akademisyenin olumlu eleştirisinden ziyade bir sosyal medya influencer’ının kitabın yaygınlaşmasında daha etkili olması.
Edebiyat dergilerinde eleştiriden çok tanıtım yazılarının yazılması ve tartışma ortamının giderek kaybolması. Tartışmadan, eleştiriden kaçınmanın sebeplerinden zor zamanlardan geçen ülkemiz ve yayıncılık sektörü olabilir ama bu edebiyata yapılan iyilik midir, bu meçhul. Hoş, bir hayli eleştirilen bir romanın ne yazarı ne de yayınevi romandaki maddi hatalara dair bir açıklama getirdi.
Edebiyatımızı dünyaya tanıtma misyonuna sahip edebiyat ajanlarımızın azlığı. Demek tıpkı ülkemiz gibi edebiyatımız da kendi yağında kavrulacak, dünyaya daha zor açılacak. Yine Gospodinov örneğine dönecek olursak, Türkçede o bağlamlarda yazılmış –yani Oryantalizme göz kırpmamış– romanların Bulgarca ya da diğer dillerde yayımlanma olasılığının ne kadar düşük olduğunu tekrar düşünelim derim.
