Site icon Parşömen

2025 Edebiyat Soruşturması: İrem Üreten

2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

İrem Üreten

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Abdullah Ataşçı’nın 2024’ün Aralık ayında yayımlanan romanı Meryem’in Çiçekleri’ni 2025’in ilk çeyreğinde okuma fırsatı buldum, bu yılın soruşturmasında adını anmadan geçmek istemem. Ermeni tehciri ve iktidar eliyle yaygınlaşan kötülüğü arka planına alan metnini bireysel hikayeler üzerinden başarıyla ilerleterek, sıkı bir kurguyla sunuyor okura. Heder Ağacı’nın devamı olarak yazılan bu roman geçmişimize dair önemli bir toplumsal yüzleşme olması nedeniyle önemli. Dili, kurgusu, doğayı bir karakter gibi işlediği kuvvetli atmosferiyle söyleşilerinde vurguladığı gibi, aslolanın edebiyat olduğunu okura hatırlatıyor. Okuru Ataşçı’ya hem cesur kaleminin hem de titiz çalışmasının hakkını teslim ediyor, bunun yanı sıra Meryem’in Çiçekleri’nin geride bıraktığımız yılın Yunus Nadi Roman Ödülü’ne hak görülmesi beni çok mutlu etti.

Tarihi olayları merkezine alan metinlerde yazarın üstesinden gelmesi gereken temel mesele, gerçekliğin bilgisiyle kurmaca hikâye arasındaki dengeyi sağlamak sanırım. Üstelik, ateşi henüz küllenmemiş olaylarla ilgili yazabilmek de, yaşanana belirli bir mesafeden bakmayı gerektiriyor. Devrim Koçak, bu yıl Everest’ten yayımlanan romanı Yağmurdan Sonra Bahardan Önce’de toplumsal hafızada henüz taze olan 10 Ekim Ankara Gar katliamını işlerken bu meselelerin üstesinden başarıyla gelmiş. Şehrin adeta soluk alıp verdiği anlatısında hızla dönüşen kentlerdeki rant meselesini, dönüşümün önemli bir parçası olan Suriyeli sığınmacıların yaşantılarını gösteriyor bize.

Mohamed Mbougar Sarr’ın Goncourt ödüllü, ismiyle müsemma romanı İnsanların En Gizli Hatırası’nı önceki yıl okumuştum. Edebiyatın evrenselliğini, edebi hafızayı mesele edinen, edebiyatın birçok türüne dokunan, son derece özgün bir metindi okuduğum. 2025’te de Safi İnsan Onlar adlı romanı Şirin Erkan Leitao çevirisiyle yayımlanınca hemen edindim. Cümleleri kimi zaman didaktik bir yapıya bürünmekle birlikte, bu okurla arasında bir mesafeye yol açmıyor. Aksine, düşünce ve duygu düzleminde güçlü karşılıklar yaratan bir anlatımı olduğunu bir kez daha düşündürdü bana. Genç yaşına rağmen, kuvvetli gözlemleri olan, düşünsel birikimini metnine ilgi çekici bir biçimde dahil edebilen bir yazar Sarr.

Bu yıl İletişim Yayınları’ndan çıkan iki kadın öykücünün kitabına da değinmek isterim: Özlem Dikeçligil’den Karanlığın İcadı ve Yelina Tayfur’dan Dünyadan Sonra Bir Yer. Yaşantılara farklı yerden bakan yazarlar dikkatimi çekiyor. Yelina Tayfur’un karakterleri gerçekten de dünyanın ötesinde bir yerde var olma çabası güdüyorlar, bu da onun kalemini ayrıştıran bir unsur olarak karşıma çıktı. İronik hikâyeleri akıcı, yalın bir dille anlatma tercihi çok yerli yerinde. Bir ilk kitap olmasına rağmen, olgun bir kalemle karşı karşıyayız. Dikeçligil de Karanlığın İcadı’nda yer alan öykülerinde katmanlı bir yapı kuruyor. Diyalog ve eylemleri yoluyla karakterleri okurun zihninde canlandırmakta mahir, akıcı bir anlatımla kaleminin kıvraklığını ortaya koyuyor.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi?

Yapay zekanın nelere muktedir olabileceğinin gün yüzüne çıkmasıyla alevlenen tartışmalar sanıyorum ki hem 2025’in, hem de önümüzdeki yılların önemli tartışma konularından biri olacak. Edebiyatın nerede başlayıp nerede bittiği sorusu bir yana, eyleyenin gerçekliği ve özgünlüğünü sorgulamaya başlıyoruz. Etik sınırları ve telif konularının sıklıkla masaya yatırılacağı zamanlar bizi bekliyor.

Edebiyattaki etik sınırlar konusuna değinmişken, Bit Palas davasının intihal kararıyla sonuçlanması da çok ses getirdi. Benzerliklerin hangi ölçüde intihal olarak adlandırılabileceğiyse tartışma konusu. Birçok konuda olduğu gibi, fikri ve sınai haklara dair davalarda bilirkişi seçiminin önemini düşündürür nitelikte. Tüm bunların edebiyatçıların yaratım süreçlerinde bir baskıya yol açmamasını dilerim.

Bu yıl Türk edebiyatının iki değerli ismi, Pınar Kür ve Selim İleri’yi de kaybettik. Bu vesileyle onları da anmak isterim.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Söyleyeceklerimin hiçbiri yeni değil. Artan maliyetler ve hızlı tüketime giderek daha çok alıştırılan toplum, edebiyat ortamımızın gelişmesinin önündeki en büyük engeller gibi görünüyor. Okurun edebiyatla bağının zayıflaması, yayınevlerinin yalnızca kâr amacıyla hareket ederek derinlikli metinleri, yeni yazarları yeşertmeyi reddetmeleri, çevirmen ve editörler başta olmak üzere yayınevi çalışanlarının verdikleri emeğin karşılığını bulamamaları, nitelikten çok niceliği önemseyen üretim anlayışı ve edebi alanda nitelikli eleştiriye yer açılmaması… Tüm taraflar bu buhranın bir ucundan tutup daha da derinleşmesine hizmet ediyorlar sanki. Bilinçli okur-yazara düşense inancını kaybetmeden, bu sorunların çözümüne yönelik bir yaklaşımla destek vermeye çalışmak.

Soruşturmada bana yer açtığınız için çok teşekkürler. Tüm okurlarınıza kitapla, sanatla iç içe, umutlu ve mutlu bir yıl dilerim. Parşömen’in hayatımızda olduğu nice güzel yıllara…

Exit mobile version