Site icon Parşömen

2025 Edebiyat Soruşturması: Hande Balkız Eren

Parşömen’in 2019 yılından beri sürdürdüğü soruşturmalara verilen yanıtların önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. 2025’te hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Bu yıl da okurlara, yazarlara, şairlere, çevirmenlere yönelttik sorularımızı.

İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2026.

Hande Balkız Eren

2025 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiğiniz beş tanesini, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Şimdi Buradaydı, Irmak Zileli (Everest Yayınları, 2025): Irmak Zileli tüm kitaplarını okuduğum, metinleri üzerinde çalıştığım bir yazar. Son kitabı Şimdi Buradaydı onun özgün üslubunu yansıtan bir roman. Her romanında farklı anlatım teknikleri kullanan Zileli bu romanında bilinç akışı tekniğini kullanıyor. Terapist Birkan ve danışanı Yankı arasındaki terapileri merkeze alıyor. Romanda zaman adeta bir pergel gibi kullanılıyor. Sabit uç şimdiye demirli ama gezgin uç geçmiş şimdi ve gelecek arasında tekinsiz bir seyahat halinde. Bu tekinsiz seyahatin mekânı ise Birkan’ın terapi odası. Zihnin sonsuz olasılıklar içeren karanlık doğasıyla ulaşılan şiddetin, öfkenin, hasedin dili ve bu dilin Birkan, Yankı, Kaya ve onların çevrelerindeki kişilerin hayatlarındaki izleri anlatının temel meselesini oluşturuyor. Zileli anlatıyı seanslardaki hatırlayışlar, sanrılar, imalarla derinleştirmiş. Hayatta kalanın başrol kabul edildiği roman okuru her an şüpheye düşüren tekinsiz bir yapıda ilerliyor. 

Kovulduklarıyla Kalanlar, Ela Kiçik (Metinlerarası Kitap, 2025): Ela Kiçik de diğer öykü kitaplarını okuduğum, kalemine aşina olduğum bir yazar. Son kitabındaki öykülerin kitabın isminden de hareketle kovulmak ve kalmak üzere iki izlek etrafında biçimlendiği görülüyor. Yazar insanın hayattaki konumunu bu iki izleğin belirlediği çerçevede anlatıyor. Öykü kişilerinin kimi bir fotoğrafın içinde yaşamak istiyor kimi diyar diyar geziyor kimi de bir kederin içinde hapsolmuş bekliyor. Hayatın tüm karmaşasına, kalabalıklığına rağmen insanın ebedi yalnızlığının vurgulandığı görülüyor. Anlatıcıların perdenin arkasından değil hayatın içinden, aidiyet alanlarından konuştuğu bu öykülerde yazar “kötü, kaba, çirkin” kabul edilen hayata dair olmasına rağmen estetik alanda –çoğunlukla– yer verilmeyen imgeleri kullanmaktan sakınmıyor. Tiksincin sunumu, edebi düzleme yerini yadırgamayacak biçimde taşınması yazma deneyimindeki gücü gösteriyor. 

Tarihin Molozları Üstünde, Ayhan Koç (Muhtelif Kitap, 2025): Ayhan Koç okurunu farklı zaman ve mekânlarda dolaştırma gücüne sahip, postmodern anlatı tekniklerini, üstkurmacayı seven bir yazar. Tarihin Molozları Üstünde de bu tekniklerin kullanıldığı çok katmanlı bir yapıya sahip. Roman Paris’te Karşılaştırmalı Edebiyat alınında doktora yapan çevirmenin bir kitabı keşfetmesine ve kitabın bir süre sonra aslında bir anlamda kendi hikâyesini yeniden yazdırmak üzerine uyanmasına dayanıyor. Keşfedilen kitabın diğer katmanında yazılma süreci, yazarı ve içeriği yer alıyor. Tarihin Molozları Üstünde Vasili Misha Yakunin tarafından yazılmış. Bu katmanda reenkarnasyon sürecinin aktarımıyla farklı zaman ve coğrafyalarda geziniyoruz. Romana dahil olan her çağla birlikte, değişmeyen insani durumların içine çekiliyoruz. Z’nin yaşadıkları, hayata bakış açısı, alaycılığı, coğrafyaları, zamanları aşan realiteler içeriyor. Primatlardan günümüz dünyasına değişmeyen ne çok şey var.

Ayhan Koç’un diğer tüm metinlerini de okuduğum için bu romanın izlerinin bazı öykülerinde yer aldığını düşünüyorum. Kara Havadisler Kervanı çok keyifle okuduğum öykülerden oluşuyordu. Ayhan Koç bilgi birikimini yaratıcılığıyla harmanlayıp okura örtük veya açık referans patikaları açıyor. Bu romanın arka planında da bir araştırma süreci var. Göbeklitepe, Paris, Antik Yunan ve daha pek çok yerde kurulan sahnelerin etkileyiciliği sanırım bu bilgi birikiminin sağladığı düşünsel genişlikten kaynaklanıyor.

Bahçıvan ve Ölüm, Georgi Gospodinov (Metis Yayınları, 2025): Gospodinov çocukluğa dair imgeleri hayatın birçok ayrıntısına bağlayan bir yazar. Anılardan altını çizdiği parlama noktalarıyla ördüğü metinleri okurun çoğu kez farkına bile varmadığı kendi yaşanmışlıklarına dokunuyor. Bahçıvan ve Ölüm “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” cümlesiyle açılıyor ve tüm anlatı bu başlangıcın kuytusunda biçimleniyor. Ölüm, yas, kayıp, sevgi, aile bağları, yaşamın sürekliliği gibi çoğu kavramı yeniden tanımlıyor. Taşıdığı ağırlığı zamanla parçalayıp dağıtan şeylerden biri ölüm. Onu kavrayış, karşılayış da çok kişisel. Dolayısıyla romanda pek çok kavram gibi ölüm de bahçe de toprak da başka başka kimliklere bürünüyor. Bazen hiç kaçamayacağımız uzaklaşamayacağımız yerlere dönüşüyor.

Ben de bir öykümde “insan nereye giderse gitsin aslında hep çocukluğunun bahçelerinde koşuyor” diye yazmıştım. Çocukluk, bahçe benim imgelemimde de farklı içerikler taşıyor. Bu bağlamda romanın beni çok etkilediğini söyleyebilirim. 

Türk Sahnesinin Küçük Kemal’i, Engin Keflioğlu (Bilgeoğuz Yayınları, 2025): Tiyatro maalesef benim bilgi olarak çok eksik olduğum bir alan. Bu anlamda kitabın beni tiyatroya bir adım daha yaklaştırdığını söyleyebilirim. Kitapta tiyatronun zamansız kaybıyla adı unutulmaya yüz tutmuş neferlerinden M. Kemal Küçük’ün yaşamı ve sanatı anlatılıyor. Engin Keflioğlu’nun sanatçının hafızalardan silinmemesi adına gösterdiği emek bu nedenle ayrıca çok değerli. Genç yaşta vereme yakalanıp hayattan kopan sanatçının ulaşılabilen tüm eserleri, sahne çalışmaları, makaleleri kitapta yer alıyor. Kitap sanatçının Dârülbedâyi’ye başladığı 1919’dan öldüğü sene 1936’ya kadar geçen süreyi içerdiğinden Türk tiyatrosunun gelişim süreci de aktarılmış oluyor. Tiyatroyla ilgilenen herkes için kaynak niteliği taşıdığını düşünüyorum.

Beş kitap sınırlaması nedeniyle söz edemediğim ancak bana yazınsal bir pusula oluşturan Meltem Gürle’nin İrlanda Defteri’ni de ismen anmak isterim.

Size göre 2025 yılının önemli, dikkat çeken, üzerinde konuşmaya değer edebiyat olayları, konuları nelerdi? 

Pınar Kür ve Selim İleri’yi yitirdiğimiz bir yıl oldu. Onların olası metinlerinden mahrum kalmanın edebiyatımız adına bir kayıp olduğunu düşünüyorum.

Kayıplar dışında bazı yayınevleriyle ilgili yaşanan tatsız durumlar söz konusu oldu. Basılı kitapların hurdaya çıkması ya da imha edilmesi, onca emeğin heba edilmesi gerçekten çok üzücü.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Geçen yılki soruşturmada, “Edebiyat ortamımıza baktığımda –diğer birçok alanda olduğu gibi aslında– üzerinde #reklam #işbirliği yazan devasa bir ekran görüyorum sanırım. Nitelikli olanı / olmayanı, yazarı, yapıtı hatta okuru da yutan bir akışın içindeyiz.” diye yazmışım. Maalesef hâlâ aynı sorunların içinde salındığımızı düşünüyorum. Yüzeyselleşmenin, yozlaşmanın, bayağılaşmanın zirvede olduğu bir çağda sürükleniyoruz.

Parşömen’e çok teşekkür ediyorum.

Exit mobile version