Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.
2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Sandor Marai, Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Ali Şeriati, Bilinç ve Eşekleştirme
Jean Baudrillard, Kötülüğün Şeffaflığı
Clara Dupont-Monod, Taşların Anlattığı
Abdullah Ataşçı, Meryem’in Çiçekleri
Antony Loewentein, Filistin Laboratuvarı
Kutay Onaylı, Türkolmak
Cevad Karahasan, Küllerin Anlattığı: Gece Göğünün Tesellisi
Fredric Jameson, Gerçekliğin Çelişkileri
Mircea Eliade, Mitler, Rüyalar ve Gizemler
Metin And, Dionisos ve Anadolu Köylüsü
Yılmaz Şener, Deng
Ingmar Bergman, Sinematografi İnsan Yüzüdür
Cabir Özyıldız, Eski Zaman Türküsü
Radvâ Âşûr, Tantûralı Kadın
Erdem Özgül, Unutulmuş Ataların Gölgesi
Pervin Nuraliyeva, Ağlama Kar Yağacak
Gülhan Tuba Çelik, Kafandaki Ağaçlar
Mark Mustian, Jandarma
Murat Çelik, Bazı Günlerin Sonu
Oscar Wilde, Sanatçı: Eleştirmen, Yalancı, Katil
Osman Akınhay, Heveskâr Çevirmen
Her sene mutlaka okuduğum Ahmet Uluçay’ın “Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?” güncesine bu yıl da uğradım.
Byung Chul Han’ın Anlatının Krizi, Ötekini Kovmak-Günümüzde Toplum, Algı ve İletişim
Kamran Elend, Kimliği Terennüm Etmek-Erivan Radyosu Kürtçe Yayını
Yaman Koray, Deniz Ağacı
Eric-Emmanuel Schmiit, Mösyö İbrahim ve Kuran’ın Çiçekleri
Bora Abdo, Doğu’nun Yedisi
Brian Dillon, Denemecelik
Hamid Dabaşi, Muhsin Mahmelbaf
Toni Morrison, Merhamet
Yılmaz Varol, Cemal Süreya ve Arkadaşları
Bekir Göl, Günlere İnen Perde
C. Hakkı Zariç, Zona
Pierra Bourdieu, Kültür Üretimi
Ali Artun, Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi
Hüseyin Kaytan, Dağ Divanı
Hatice Nisan, Cihan Ülsen, Mervan Ari Sunca, Kenan Osmanoğlu’nun şiirlerini severek takip ediyorum.
Kürtçe’den Selim Temo’nun Sere Şeve Çirokek, Berken Bereh’in Şagirtên Evînê kitaplarını da severek okudum.
Aldığım birçok kitap da okunmayı bekliyor.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
İlhan Sami Çomak’ın yıllar sonra özgürlüğüne kavuşması. Ve dilerim kalabalıkların gürültüsünden uzak durarak üretmeye devam eder.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Uzun süredir basılı dergi takip etmiyorum. Parşömen ve diğer mecralardaki çeviri yazıları takip etmeye çalışıyorum.
Bağımsız kitapçıları unutmayalım: Antik Sahaf, Kitapçiyan Sahaf, Salpa Sahaf, Hermes Sahaf…
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Türkiye’de tüm kurumları, tüm kesimleri çepeçevre saran bir çürümeden yola çıkarak yüzlerce durumdan bahsedebiliriz. Nereden gelirse gelsin, kimden olursa olsun politik doğruculuğun çürümüşlüğü ayan beyan ortadadır. İdeolojiler farklı olabilir, fakat mevcut insan profilinin kişisel özellikleri aynı; güce tapma, güçlü olunca ezmeye çalışmak, iftira kuyruğuna katılmak, herkesle iyi geçinmek, hasetli dedikodu masalarına sandalye taşımak, mağduru oynamak, risk almadan kuru yerden konuşmak, nabza göre şerbet vermek… İnsanın çürüdüğü yerde, domates de bozulur, radyo da bozulur. Bu çürüme beraberinde kültür üretimini çürük doğuruyor. Çürük doğan üretim nesnesinin çürümüş tüketiciler aracılığıyla allanıp pullanması da doğal bir sonuç. Türkiye’de merkeziyetçi kültür-sanat iktidar algısının yanlışlığından doğan tespitler mevcut. Bu da politik doğruculuktan kaynaklanıyor. Kültür-sanatın gücünün ikame ettirildiği Sol, aslında bir mirasın kaymağını yemekte ve tükenme noktasına geldiği bu durumun farkında değil. Faşizmin en yüksek sesle buluştuğu Siyasal İslam ve Kemalizm sinikliğinde yan yana düşen, çatışmalı görünen bu iki kesim, sisteme sıkı sıkıya bağlı unsurlar olarak görülür. Siyasal İslam gölgesiyle kültür üretimi yapanların çevrelediği belediyecelik edebiyatı, bakanlık sanatı eşliğinde iktidarın aktardığı sınırsız kaynaklarla günü kurtarırken, geleceği de garantiye almak istiyorlar. Kemalizm gölgesiyle yaşayanlar ise bir zamanlar yedikleri iktidar pastasını Siyasal İslam’ın yediğini gördükçe hayıflanma inşasıyla öfke nöbetine tutuluyorlar. Fakat bu nöbetler kısa sürelidir, milli bir bayramla, düşmanlık hukukuyla Siyasal İslam’la yan yana gelmekte herhangi bir beis görmüyorlar. Sol’un ise kendi algılarını yitirdiğini, Batı’nın kırılgan, liberal, satılabilir ideoloji kırıntılarıyla yaptıkları kültür üretimlerini Marksist gelenekten kopararak yeni bir suni dünya algıları yaratmaya çalıştığı aşikardır. Saydığım kesimlerin çoğunluğu yaşadıkları coğrafyanın kültürel motiflerine utançla bakan, kendi insanını değersizleştirerek tepeden bakma egosuna bürünerek aslında hiçbir şey üretmiyorlar. Politik doğrucu eksen etrafında birleşen bu kesimler, sınırsız görünme, sınırsız dolaşım sağlama, sınırsız kalabalıklara katılma, sanat ve edebiyat ürünün nesneleştirirken üreticisini de teşhir eden, zamana kalmayacak kırılganlar yığını.
Yukarıda sıraladıklarıma ek yapmak isterim. Okurluk ve yazarlık birbirine karışmış durumda. Okur kim? Yazar kim? Bu sorulara net bir cevap vermek imkânsız hale dönüştü. Teşhir ve nesneleştirme kavramları burada son derece çoğunlukla üzerimize boca edilmektedir. Ki bunun için kitap yazmalarına gerek yok, TikTok hesabı açabilirler. Beden ve nesneleşmiş kitap teşhiri paketiyle kalabalık toplama perileri. Okur diye piyasaya çıkan, bunu bir düzenek şeklinde kurgulayan herkesin çevresinde beliren, her yazarın kuklası olmaya şimdiden talip –işine yaramayacak yazarlar hariç–, kitabi bilgiden uzak yalnızca görüntü evreninde uçuşarak kitle toplama derdine düşen kalabalık bir grup bu. Çünkü bu okurlar, iki yıl sonraki yazar takımının arasına girecek. Ölü yazarları övmekten, paylaşmaktan uzak dururlar, çünkü ölü bir yazarın mezarından çıkıp onları övmeyeceğini iyi biliyorlar. Gerçek bir edebiyat peşine düşmezler, iktidarı güçlü yazar soytarısı olmayı seçerler; gelecekte kendilerine soytarı toplamak için. Bu çeperin içine girmeyen ya da kendini bu çeperin dışında tutanlara vasatlığın verdiği özgüvenle, “Görünmüyorsan, okunmuyorsan, yok sayılıyorsan, eleştiriyorsan biraz da suçu kendinde ara,” diyenler var. Her köşe başını tutmuş bu bıdıkların, böyle ayar vererek konuşması çok komik. Bürokrasi dili, insanın hiçbir zaman kalbine sinmez. Köşe başlarını tutan vasat özgüven pıtırcıkları, yapay zeka uygulamalarıyla kitap inceleme yazıları yazan, hızını alamayıp üstüne yazı atölyesi açan, düşünsel dünyası sığ bu teşhirci pop gruplar yarına kesinlikle kalmayacak. Ve bu gruplara dikkat edin, aynı kitapları dillerinde düşürmezler, fikirsiz insanın doğasında bu var zaten, kalabalık nereye koşuyorsa onlar da oraya. Şimdilik kısıtlı günlerinin keyfini çıkarabilirler. Gericilik nasıl dinle ilgili değilse ariflik de kitap okumakla ilgili değildir. Eşeklik baki kalır!
Yayınevleri çalışanlarının sömürülmesi gün geçtikçe derinleşiyor. Yoksulluğun dört bir yanı sardığı ülkede, daha çok işle daha az ücret mukabilinde yayınevi emekçileri ruhen, fiziken dayanılmaz bir noktaya geliyor. Hal böyle olunca, güçlü metinlerden çok satacak metinleri ayartarak piyasaya süren ve editörü yaptığı işin sınırları dışına iten bir düzen de kaçınılmaz oluyor.
Uzun lafın kısası; üretmeye devam edeceğiz. Bu çölde yürümeye talipsek suyu da bulacağız gölgesine sığınacağımız ağacı da. Zorlukları aşmak için yollar açık, pencereler aralık. Gülümsemeyi eksik etmemeye devam, umuda devam. Sözcüklerle birilerinin kafasına vura vura onlara gerçeği öğreteceğiz. Şikayet edenler, şikayet ettiği şeyleri yapıyor, şikayet edilenler halinden memnun. İnsan aldanmamalı, kötülük ve sinsilik çoğunlukla güzelliğin kılığına girer. Dilerim herkes ünlü olur, kitapları bolca baskı yapar, böylece mutlu olurlar : )
