Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.
2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2024 yılından aklıma hemen gelen iki kitap var. Tesadüf, ikisi de Can Yayınları’ndan. İlki, Mevsim Yenice’nin mayıs ayında çıkan öykü kitabı. Fil Gözü. Mevsim Yenice’yi tanımam. Ama yazdıklarını nerede olsa tanırım. Bir andan başlayıp onu ilmek ilmek örerek genişletmesi ve aslında hep o anda kalmasıyla… Okurunu, o andaki ayrıntıları yakalayıp öykülerinin sonuna kadar onları takip etmeye zorlamasıyla… Ve metinlerinde asla çözülmek zorunda olmayan olay örgüsünden sezgisel bir şölen yaratmasıyla… Kitapta da söylediği gibi yazarın sonlara tahammülü yok adeta. İçine nasıl siniyor, nasıl bitmesini istiyorsa öyle bitiyor hikâyeleri. Hayatın yara gibi açılan boşlukları sürekli doluyor, dolanlar tekrar boşalıyor bu hikâyelerde. Kayıp parçalara aldırmadan kurgusal yapboz sürekli tamamlanmaya çalışılıyor, öykü insanları tarafından. Fil Gözü bana göre başka bir gözle başka bir pencereden bakmak gibi dünyaya. Bu, hamam kubbesindeki güneş ışığını içeri sızdıran küçük cam gözler de olsa.
Diğeriyse Hakan Sarıpolat’ın haziran ayında çıkan öykü kitabı. Şehri Terk Eden. Hakan Sarıpolat’ı İshak Edebiyat’tan tanırım. Yazın dünyamızda büyülü gerçekliğin temsilcilerinden. Şehri Terk Eden’de yine büyülü gerçeklik unsurlarıyla bezediği kurgularla şehirlerini, aslında başka gidecek yer ve kimseleri olmadığından kendilerini terk edemeyenleri anlatıyor. Tek terk edebilense bronz bir heykel. Ankara’nın Kızılay semtinde, Yüksel Caddesi’yle Konur Sokak’ın kesiştiği Mülkiyeliler Birliği önünde. 1980’lerin sonu 1990’ların başında bir eylem alanı olma özelliği kazanan alanda dingin, kendi halinde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni okuyan insani boyutlarda bir kadın. Kitabın kapağındaki İnsan Hakları Heykeli. Öyküler hem bu dünyanın içinden hem bu dünyadan olmayan hikâyeler. Gerçekle düşün iç içe geçtiği… Merak, heyecan ve şaşırma duygusu olay örgüsünün her ilmeğinde karşılıyor okuru. Şehri Terk Eden, yazarın daha ikinci kitabıyla edebiyat dünyamızda neden haklı bir yer edindiğini de gösteriyor bence.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Yetmiş altılık delikanlı Barlas Özarıkça’nın bu yıl yetmişincisi düzenlenen Sait Faik Hikâye Armağanı gibi prestijli bir ödülü geç de olsa alması önemliydi. Sessizce yazmayı tercih ettiğini düşündüğüm yazarın sessizliği bozulmuş oldu böylece. Bu, yazarın olduğu kadar büyük sermayeli ana akım yayınevlerinden biri olmayan Metinlerarası Kitap’ın da başarısıydı. Çünkü yayınevinin yayın yönetmeni Mahmut Yıldırım, kitabı basmanın yanı sıra Barlas Özarıkça’nın aktardığına göre yazarının haberi olmadan isabetli bir öngörüyle yarışmaya göndermiş. 2024 yılına, okur yazarların tercihinin de çoğunlukla bu tür yayınevlerine kaydığı ve onların yükselişe geçtiği bir yıl oldu da diyebiliriz kanımca. Basım, yayım ve dağıtımdaki yüksek maliyetler satışa yansıyarak bu yıl da okuma yazmayla uğraşan kesimlerin belini büktü. Dolayısıyla kitaplar artan oranda kâğıttan dijital ortama geçmeye devam etti. Taze demlenmiş kahve kokusunun kitap kokusuna karıştığı sakin ve huzurlu günler bizlerden biraz daha uzaklaştı ne yazık ki.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Dergiler edebiyatın okulu ve lokomotifi bana göre. Yayın hayatına başladığı günden bu yana, gerçekleri yazmayan gazete sloganıyla çıkan Öykü Gazetesi’ni önceleri basılı şimdi de dijital ortamda düzenli olarak, ilgi ve merakla severek takip ediyorum. Diğer bir dergi de abonesi olarak yine aynı şekilde yakından takip ettiğim, şair Abdülkadir Budak’ın özveriyle çıkardığı Sincan İstasyonu. Bir Ankara klasiği. Bu vesileyle dileğim, kaliteli edebiyat dergilerinin yayın hayatlarını sürdürmeleri.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Edebiyat ortamımızın, Darwin’in Evrim Teorisi’ni kanıtlar gibi güçsüzün elendiği, güçlünün yarınlara kaldığı tekdüze bir dünyaya doğru giderek evrildiğini üzülerek görüyorum. Yayınevlerinin yazarlardan katkı payı talep etmeye başlaması, kitapçıların dergi reyonlarındaki dergi çeşitliliğinin azalması veya bu reyonların hepten kaldırılması, eskiden kitapçı raflarının gizli saklı köşelerinde bulunan, kâr amacı gütmeyen, çoğunlukla fotokopiyle çoğaltılan fanzinlerin bile azalarak yok olması bunun bir göstergesi bence. Görüntü pek de iç açıcı değil. Aslında edebiyatımız her geçen yıl biraz daha özünü ve değerini yitirmekte, metalaşarak kalitesizleşmekte, içerik, öz ve edebi kaygılar önemsenmeyerek bir kenara bırakılmakta, yazarlar arasındaki anlamsız çekememezlik, çekişme ve tartışmalar da bu ortamı kısırlaştırıp sığlaştırmakta. Böylece insanlar bu anlamda gittikçe kan kaybeden, sevimsizleşen edebiyattan soğuyarak uzaklaşmakta.
