Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yıl sonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk. Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.
2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
2024 yılında yayımlanan çocuk kitapları içinde Asuman Portakal’ın Dali’nin Dehası adlı kitabını anmak isterim. Öncesinde yayımlanan Picasso’nun Gözleri, Matisse’nin Işığı adlı kitaplardan sonra bu, yazarın ressamların resimlerinden kurguladığı metinlerden oluşan üçüncü öykü kitabı. Bir sanatçıdan kalan yapıtlarıysa onlara kulak verip onu tanımak, bana da sorarsanız, en iyi, en gerçek yol. Söz konusu Dali olunca elbette altı çizilecek, üzerinde durup düşünecek pek çok cümlenin de karşınıza çıkması kaçınılmaz. Çocukların ufkunu açacak, düşlerini varsıllaştıracak bir kitap.
Sınırsız Ülke (Patricia Engel) evrensel bir trajediyi gözler önüne seren bir roman. ABD’ye göç eden Kolombiyalı bir aile üzerinden okurunu, göçmenlerin gözünden göreceği bir dünyada sınırlara, uluslara, aidiyetlere… ilişkin kuracağı cümleleri yeniden gözden geçirmeye çağırıyor. “Geldikleri yere dönsünler,” demeden önce aslında neyin sorgulanması gerektiğini mi kaçırıyoruz? Göçlerin artacağı ve geleceğin en önemli sorunları arasında “göçmenlik”in yer alacağı öngörülürken / görülürken Sınırsız Ülke’ye kulak vermek önemli.
Çoktandır Söylenmemiş’i ilk kitapların kusurlarından uzak bir öykü kitabı olarak gördüm. Beni (birçok okur gibi) bir kitaba öncelikle dil ve anlatımı çeker. Okuduklarım; yaşayageldiğimiz, içinde yaşadığımız coğrafyayı güçlü, etkili bir anlatımla dile getiren öykülerdi. Adalet Temurtürkan’ın öykü dünyası içinde kendime bir yer bulmam kolay oldu. Kahramanları bana kendilerini öyle güzel anlattılar ki kardeşim, annem, kapı komşum, arkadaşım… hatta ben oluverdiler. Anladım ve sevdim onları.
Yapay Zeka ve Sanat (Alp Doğu Eser) Ekim 2023’te yayımlanmış ancak ben onu nisan ayında okudum. Ağırlıklı olarak sanatçılarla yapay zekâ ve sanat üzerine yapılan söyleşilere yer verilen kitap, benim ufkumu epey açtı. Hatta Bizim Çağ Edebiyat’ta yapay zekâ üzerine özel bir dosya hazırlamamıza da bu kitap vesile oldu.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Siyasi olayların, tartışmaların, savaşların ağırlığı altında 2024’ün edebiyatın öne çıkamadığı bir yıl olduğunu düşünüyorum. Ben özellikle yapay zekâyla ilgili gelişmeleri ilgiyle izledim.
Ocak 2024’te basına yansıyan bir haberle en iyi kurgu yapıtı dalında Japonya’nın en prestijli ödüllerinden Akutagawa Ödülü’nü kazanan Rie Kudan’ın kitabını (Tokyo-to Dojo-to) yazarken yapay zekâdan yardım aldığını doğruladığını, romanın %5’inin doğrudan ChatGPT tarafından üretildiğini açıkladığını öğrendik. Sözlerine kitaplarını yazarken yapay zekâdan yararlanmayı sürdüreceğini de ekliyordu. Ödül komitesi yapay zekâ kullanımını kabul ettiğine göre yazarlıkta yeni bir dönem başlıyor / başladı demek yanlış olmasa gerek.
Bu yılın dikkatimi çeken başlıklarından biri de “Yapay Zekâ, Şiir Sanatında Shakespeare’i Gölgede Bıraktı” idi. Yazı ABD’den yapılan bir araştırmadan söz ediyordu. Buna göre ChatGPT adı yapay zekâ destekli dil modeli tarafından yazılan şiirlerin sunulduğu okurlar, okudukları şiirlerin yapay zekâ aracılığıyla yazıldığını anlamadıkları gibi kimilerini de Shakespeare’in yapıtlarından daha çok beğendiklerini dile getirmişti. ChatGPT ve benzeri yapay zekâ modellerinin, yakın gelecekte edebiyat dünyasını nasıl etkileyeceği konusunda dikkat çekici bir paylaşım.
Bünyesinde 300’den fazla yayınevi bulunduran ve İngilizce yayın yapan en büyük yayın markalarından biri olan Penguin Random House, kitaplarının yapay zekâ sistemleri tarafından kullanılmasını engellemek için telif haklarında yeni düzenlemelere gittiğini açıkladı. Dünya çapındaki tüm baskılarında telif korumasını tanımlayan ifadesini değiştirerek “Bu kitabın hiçbir bölümü yapay zekâ teknolojilerini veya sistemlerini eğitmek amacıyla kullanılamaz veya herhangi bir şekilde çoğaltılamaz,” dedi.
Bu yıl, ABD’nin en büyük yazarlık meslek örgütü Authors Guild (Yazarlar Birliği) de yapay zekâya karşı harekete geçti. Aralarında birçok ödüllü yazarın da bulunduğu imzacılar, eserlerinin yapay zekâ tarafından kullanılması durumunda izin alınmasını ve ihlal edilen haklar için tazminat ödenmesini talep eden bir açık mektup yayınladı.
Görünen o ki 2025’te de yapay zekâ kendisinden söz ettirmeyi sürdürecek.
Mine Kırıkkanat’ın “intihal” iddiasıyla açtığı davada, bilirkişi heyetinin %5 intihal savıyla Elif Şafak ve yayıncısı hakkında tazminat kararı vermesi de edebiyat dünyamızda tartışmalara yol açtı. Davaya konu olan yapıtları anımsarsak Mine Kırıkkanat’ın ilk basımı 1990’da yapılan Sinek Sarayı ile Elif Şafak’ın 2001’de ilk basımı yapılan Bit Palas adlı kitapları. Bilirkişi heyeti, iki romanın “kurgusu, karakterleri, seçtiği mekân, içerik yönden örtüştüğü” kanısına vardı. Bit Palas’ı yıllar önce okumuştum, Sinek Sarayı’nı bilmiyorum. İntihal mi, esinlenme mi ya da yalnızca “söylenmedik sözün kalmadığı bu gökkubbenin altında” yalnızca bir benzerlik mi söz konusudur, bilemiyorum. Bu konunun tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum. Tartışmak iyidir ancak nereye varacağına da dikkat etmek gerekir.
2024’te beni heyecanlandıran olaylardan biri, Miyase Sertbarut’un Yuan Huan’ın Kulübesi adlı kitabının İtalya’da “Yılın Çocuk Romanı” seçilerek ödüle değer görülmesi oldu. İlk baskısı 2019’da yapılan kitabı ben Kasım 2024’te yapılan 26. baskısıyla okudum. Çocuklara düş dünyalarının kapılarını açan, onları farklı düşünmelere sevkeden, iletileriyle okurlarına dokunan bir kitap.
Belki şairin dediği gibi “her ölüm erkendir” ancak ocak ayında aramızdan ayrılan Mario Levi’nin ölümü, edebiyat dünyamız için gerçekten erken bir ölümdü. Son kitabı Akim Sevgilim’i yayımladıktan bir yıl sonra Şubat 2024’te dünyaya veda etse de edebiyat dünyamızda olmazsa olmaz bir yeri olan Füruzan’ı da saygıyla anıyorum. Temmuzda arka arkaya yitirdiğimiz Ferit Edgü, Afşar Timuçin ve Genco Erkal’ın ardından ben yine “azaldık” duygusuna kapıldım.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Uzun zamandır düzenli izlediğim tek dergi Patika. İçeriklerine, hazırlanan dosyalarına göre arada sırada aldığım dergiler de var. Özellikle Varlık, Notos, Kitaplık diyebilirim.
İnternet ortamında yayın yapan edebiyat portallarının ise sıkı bir takipçisiyim. Pörşömen’i, Panzehir Dergi’yi, Kayıp Rıhtım’ı ve Bizim Çağ Edebiyat’ı anmak isterim.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Özellikle yazma atölyelerine, kitap kulüplerine gösterilen yoğun ilgi, sanırım yazmaya ilgiyi de beraberinde getiriyor. (Bu atölyeler ve kulüpler, gittikçe sosyalleşme ortamlarına döndü gibi görünüyor.) Yazmak, doğru bir eylemdir. Herkese yazmasını öneririm. İnsana iyi gelir. Ancak “yayımlama” noktasında durup uzun uzun düşünülmesi gerekmez mi? Edebiyatımızda bir türlü yerleşemeyen eleştiri kültürünün eksikliği de sanırım yazanlara cesaret veriyor. Kuşkusuz iyi niyetlerle (onları desteklemek adına) yazanları saran eş-dost ahbabın bu gidişte rolü nedir diye de sorulabilir. Bu arada edebiyatımıza gerçekten katkı sunabilecek kimi yapıtlar da gözden kaçıyor, edebiyat dünyamızda hak ettikleri yeri alamıyor.
