Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.
2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Barış Bıçakçı / Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin – Bu kadar sade bir dille yazılıp insanı böylesine hüzünlendiren, bir yandan da gülümsetebilen kitapları seviyorum. Ankara sokaklarının sıkça anılması, benim yaş grubumun aşina olduğu şeylerden bahsedilmesi ve roman diye başladığım metnin içinde sayısız minik öykü bulmak keyifliydi.
Ernest Hemingway / Savaş Üzerine – Hemingway’in savaş üzerine kurgu metinleri beni hep çok etkilemiştir. Cahit Kaya çevirisiyle sunulan bu yeni kitap, yazarın öykülerinin yanı sıra savaş temalı romanlarından kesitlere ve gazetecilik yaptığı döneme ait pek çok yazıya da yer veren güzel bir derleme.
Kirsty Bell / Dip Akıntıları – Sanat eleştirmeni Kirsty Bell’in Berlin’e ve tarihi öneme sahip bu kentte geçmişin silinmiş (ve silinememiş) izlerine ilişkin izlenimlerini, Bell’in özel hayatındaki “dip akıntılarının” yarattığı çatlaklar eşliğinde takip ettiğimiz çok akıcı, keyifli, kurgudışı bir anlatı. Çevirisi Yasemin Çongar’a ait.
Hwang Bo-reum / Hyunam-Dong Kitabevi – Bo-reum Güney Koreli bir yazar. Bu roman, arada kafa boşaltmak için izlemeye başlayıp sonra bitirmeyi unuttuğum sakin, huzur veren, dingin müziklerin eşlik ettiği Kore dizilerindeki hissiyatı verdi bana. Hatta soruşturmanın bu sorusu için evin dört bir yanına bıraktığım 2024 tarihli kitapları tararken, aynı o diziler gibi bunu da yarım bıraktığımı fark edip öyle bitirdim. Nilay Özeser Türkçeleştirmiş.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Gabriel García Márquez’in ölmeden önce “yayımlanmasını istemiyorum” dediği son kitabı Ağustos’ta Görüşürüz’ün, yazarın ölümünden on yıl sonra çocukları tarafından yayımlanması. Bir yandan artık hayatta olmayan büyük bir yazarın yeni bir eseriyle buluşmak heyecan vericiydi, diğer yandan bunun doğruluğu/yanlışlığı üzerine düşündürdü.
Nisan ayında Paul Auster’ın ölüm haberini almak beni üzen şeylerden biri oldu. Auster lise yıllarımdan beri okuduğum, çok sevdiğim bir yazar. Her ne kadar ölmeden önce bize bıraktığı son kitabı Baumgartner benim için ufak çaplı bir hayal kırıklığı olduysa da, ölümün yaklaştığının farkında olarak yazdığı bir metinmiş belli ki. Tekrar okumak lazım.
Nobel Edebiyat Ödülü’nü ilk kez Asyalı ve Güney Koreli bir kadın yazar aldı: Han Kang. Her ne kadar erkek yazarlara sadece “yazar”, hemcinslerime ise “kadın yazar” denmesindeki –hem Türkiye’de hem dünyada– bir türlü bitmeyen ayrımdan hiç hoşlanmasam da, hayatın hemen her alanında olduğu gibi edebiyatta da erkek egemen bir ortam olduğu düşünülünce, sevindirici bir haber tabii. Umarım uzun vadede bir fark yaratıyordur böyle şeyler.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Basılı bir dergi yok. Önceden vardı, ama bir noktada kendimce sebeplerden almayı bıraktım ve çok ilgimi çeken bir konu/yazı olmazsa almıyorum artık. İçeriklerini son derece çeşitli, kaliteli, doyurucu bulduğum edebiyat siteleri var. Parşömen bunların başında geliyor (soruşturma burada yapılıyor diye söylemeyecek değildim). Kayıp Rıhtım ve Litera Edebiyat var. Bir süredir yabancı dergilerden The New Yorker’ı takip ediyor(d)um, ama devamını kara kara düşünüyorum şu an, zira Türkiye’de yaşayan biri için dolar/euro üzerinden abonelikler inanılmaz yüksek rakamlara denk geliyor artık maalesef.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Gruplaşma, çıkar ilişkileri, kendini edebiyat otoritesi ilan edip karşısındakinin donanımı nedir bilip etmeden yukarıdan bakanlar, pandemide başlayıp sonrasında çoğalan ve maalesef yetkinliğe bakılmaksızın isteyen herkesin verebildiği çevrim içi yazma / okuma / editörlük vb. üzerine atölyeler, edebiyat eleştirisini yayınevlerini, kendi çemberi dışındaki yazarları ve genel olarak edebiyat dünyasını yerden yere vurmak sanan değişik zihniyetler. Yapay zekâ çevirmenlik mesleğini tam olarak ne zaman öldürecek acaba şeklindeki hüzünlü bekleyişimiz, çoğu yazarın yaşadığı telif / tanıtım vb. sorunlar, edebiyat gibi kendi halinde olması beklenen bir mecrada gereksiz bir hırs, rekabet.
Yani her yanımızı kuşatmış yirmi birinci yüzyıl sorunlarından çok farklı bir şey yok sanırım; bu sorunların edebiyat camiasına sirayet etmiş halleri işte. Keşke işin içinde sanat, edebiyat olması çirkinlikleri, çekişmeleri, dedikoduyu, samimiyetsizliği, hadsizliği, bilip bilmeden ahkâm kesme oranını azaltabilse, ama sanat her ne kadar insan hayatını çeşitlendirip güzelleştiren muhteşem bir şey olsa da, yaratıcısı biziz nihayetinde: hırs, bencillik, açgözlülük ile her daim sınanan zayıf insanoğlu. Bazen şaşırdığıma şaşırsam da, hâlâ şaşırabiliyorum.
Burada bana yer açtığınız için teşekkürlerim ve herkese sağlık, huzur dolu bir yıl dileklerimle.
