Parşömen’in 6 yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, edebiyat tarihimiz açısından önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizler içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl hangi kitapları okuduk? İz bırakan olaylar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Bu yıl da okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, kitapçılara, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.
Savaşların ve katliamların gölgesinde bir yıl geçirdik… İyi kitaplar okuyacağımız, barışın hüküm sürdüğü bir yıl olsun 2025.
2024 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Tabii, geçen yılın sonunda birbirinden güzel ve etkileyici kitapları yayıma hazırlayan çevirmenlerin 2024 yılı dosyalarını önden takip ederek; onların haber ve görüşlerinden hareketle başlatmıştım okumalarımı. Bir süre çevirmenlerin altını çizdiği satırları takip etme dürtüsüyle ilerledim. Soruşturmaya da yine 2024’te tanıştığım ve daha sık okumak istediğim bir çağdaş yazarla başlamak isterim. Claire Keegan. Son zamanlarda sincapların kış için fındık biriktirmesi gibi Claire Keegan kitapları biriktiriyorum. En son Emanet Çocuk’u okudum ve ne olacak bizim bu İrlanda edebiyatı sevgimiz, oturup bunu düşündüm. Fakat bu sene beğendiğim bütün kitaplar bu sene içinde yayımlanmış kitaplar değil. Soruşturmada 2024’e bağlı kalmayacağım.
Eren Yücesan Cendey’in İtalyanca’dan çevirdiği Deniz Kadar Derin Gökyüzü Kadar Hafif ve Emirhan Burak Aydın’ın Harry Kressing’den çevirdiği Aşçı’sı benim için bu senenin heyecan uyandıran çeviri kitaplarından bazılarıydı. Ayrıca Eren Hanım, 150 kitap çevirisine karşılık ödülünü İtalyan Büyükelçisi Giorgio Marrapodi’den liyakat nişanıyla aldı.
Yine sevdiğim bir başka kitap sevgili Tuncay Birkan’dan. Tuncay Birkan, Metis Yayınları’ndan çıkan Görüyoruz Duyuyoruz seçkisiyle, muhalif bir gazeteci olan Sabiha Sertel’i yakından tanımamıza olanak sağlıyor. Sabiha Hanım’ın 1929-1955 tarih aralığındaki yazılarından derlediklerini okurlarıyla buluşturuyor. Akademik kuruluğa düşmeyen, son derece vurucu ve didaktik olan bu eseri karışık duygularla okudum. Masallar ve Toplumsal Cinsiyet (Melek Özlem Sezer), İşte Böyle Güzelim (Ayşe Gül Altınay) kitapları da bu çizgiyi takip etti.
Bir deniz yolculuğunda yanıma aldığım Bu Kitabı Çalın, Şu anda burada mıyız ve Hakan Sipahioğlu’nun (yazarı beni engellemiş olsa da) Şehrin Şeytanları, keyifle okuduğum diğer kitaplardı. Shel Silverstein’in Kaldırımın Bittiği Yer’i ise yeni başucu kitabım oldu.
Mario Benedetti – Mola, Filiz Özdem – Korku Benim Sahibim, Türk Tarih Kurumu’nun ilaveli ikinci baskısı Hıtay Sefaretnamesi, eskilerden Zaniyeler, Yaşam Kullanma Kılavuzu, Pandispanya Gazetesi ve Elvan Kaya Aksarı’nın editörlüğünü üstlendiği 500 Yıllık Osmanlı Mutfağı da radarıma giren diğer kitaplardı.
Size göre 2024 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Bilemiyorum.
Düzenli olarak takip ettiğiniz bir edebiyat dergisi var mı?
Mavi Yeşil.
Dört senedir düzenli olarak taşınmama rağmen her yerde 2 aylık periyotlarla istisnasız olarak bana ulaşan tek dergi. 150. sayısıyla 25. senesini tamamladı. Pek çok kişiden yazısını ilk kez ne zaman Mavi Yeşil’de yayımlattığına dair mesajlar aldım. Varlığı daim olsun.
Düzenli aralıklarla olmasa da takip etmekten keyif aldığım dergiler var. Özellikle bu sene dergi, gazete ekleri ve fanzinlerin zamanımı neredeyse kitaplar kadar elimden aldığını söyleyebilirim. Bunlar yalnızca güncel olarak hali hazırda bulunan edebiyat dergileri vs. değil. Ayrıca karikatür ve edebiyatı birbirine benzettiğim için mizah dergilerini takip etmeyi de çok seviyorum. Bu geniş skalaya kısaca değinmek isterim; Roll Dergisi, Varlık, Picus, Parşömen, Gösteri, Yük, Kitap-lık, Nokta, Hikâyeci, Radikal Kitap ve Cumhuriyet Kitap Eki, Herkese Bilim Teknoloji Gazetesi, Doğu Batı Dergisi, Naber, Leman, Milliyet Sanat, Şizofrengi, Öykü Gazetesi, Veveya, KE/KE Çocuk, Hokka, Adam Öykü, Anarşi Bülten, Kıyamet, Yabani Fanzin, Birikim, Mersin Sanat Edebiyat, Moment Dergi bunlardan bazılarıydı.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Bu soruyu, Necati Cumalı’nın iç içe sorular doğuran bir konuya verdiği cevabından seçtiğim bir alıntıyla yanıtlayacağım. “Bir edebiyatın bugünü daima tartışmalıdır, kavgalı gürültülüdür. Taşı toprağı ayıklanmamış, çöpü samanı karışık bir tahıl harmanı gibidir. Edebiyatın sağlam değerleri zamanla oluşur. Sanat dünyasında her dönemde Amadeus’lar Salieri’ler vardır. Yaşamöykülerini okuduğum çoğu Batılı yazarların şairlerin yaşamlarında ‘çekemeyenlerinin saldırıları, başarılarını çelmeleyenlerin verdiği üzüntüler’ türünden açıklamalar geçer. Yakınlarda Goldoni’nin yaşamöyküsünde karşılaştım bu sözlerle. Öyle ki çağdaşlarının saldırılarından bunalan Goldoni, kendine gelmek için Napoli’den kaçmış, bir süre Paris’te yaşamış. Bu saldırılardan ürkenlerin başvurabilecekleri tek yol, çevresindekilere övgü dağıtmaktır,” demiş. Bana öyle geliyor ki çağdaş yazarlar bu durumu o denli içselleştirmiş ki, Cumalı’nın dediği gibi, birbirlerinin adına yazılar yazıp methiyeler düzerek dost ediniyor veya birbirlerinin aleyhine konuşarak dargınlık yaşıyorlar. Hâlâ, on tane daha dost kazanmayı, popüler olmayı umursamayan gerçekçi yazarlar yok değil fakat bu çöpü samanı birbirine karışmış tahıl ambarını iyice eşelemek gerekiyor ki aradığını bulasın. Öbür tarafta egoist, gürültücü yazarlar, zamanın üzerlerini hiç çizmeyeceğini sanıp klasikleşeceğine inanıyor. Fakat “dehre nizam verecek olan sizler değilsiniz”, siz menfaatiniz olmasa, kurbağayı nehrin başında sokar zehirlersiniz.
