Site icon Parşömen

Nerede o eski tartışmalar? | Emirhan Mutlu

Basılı dergilerin can çekiştiği bugünlerde eleştirilere nasıl bir kanal açabiliriz, edebiyatı nerede tartışabiliriz, bunların cevabını aramıyoruz. Böylece edebiyat camiamız sadece “yazarlar” ve “onları öven diğer yazarlar” şeklinde birbirini kapsayan iki kümeden mürekkep bir duruma geliyor.

Emirhan Mutlu

Kaliteli eleştiri yazılarının kaleme alınmaması son yıllarda edebiyatçılarımızın en çok yakındığı konulardan biri. Edebiyatımıza dair konuşulan her olumsuzluk nihayetinde eleştiri eksikliğine bağlanır. Yazar-okur fark etmeksizin herkes beşinci günün şafağında doğudan gelecek olan o kutsal eleştirmeni beklercesine yakınır eleştirisizlikten. İyi eleştirinin yazılmaması, eleştirinin eleştirisinin de yokluğunu beraberinde getiriyor. Yani iyi yazılmış bir eleştiri yazısına karşılık yazının ana fikrine katılmayan bir başka iyi eleştiri kaleme alınmıyor. Bu da edebiyat tarihimizde çokça örneğine rastladığımız tartışmaların bugün yaşanmamasına neden oluyor. Peki neden eskisi gibi kaliteli eleştiriler yazılmıyor edebiyat dünyamızda? Neden edebi tartışma kültürü neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda? Sanıyorum bunun yanıtını edebiyat mecralarının dönüşümünde aramamız gerekiyor. Eskisi gibi edebiyat eleştirileri yazılmadığı gibi yazılan eleştirilere de kaliteli yanıtlar verilmiyor, çünkü bunların yazılabileceği mecralar değişti ve bu değişim yazarların dönüşümünü de beraberinde getirdi.

2 Ekim 2024’te yazar Ahmet Karadağ’ın X’te (eski adıyla Twitter) paylaştığı bir mesajla[1] edebiyat camiamızda bir tartışma başlar gibi oldu. Karadağ bu yazıda solcu olduğunu iddia eden yazarların genel yayın yönetmeninin faşist olmakla övündüğü bir yayınevinden çıkan kitabı tanıtıp övmelerini tutarsız bulduğunu söylüyordu. Kendisi açıkça ifade etmese de burada adı geçen yayınevi Ötüken Yayınları, kitap ise Hüseyin Kılıç’ın Küçük Bir İhtimal isimli öykü kitabıydı. Buradan çıkacak bir tartışmanın faydalı olabileceği düşüncesiyle yazıya verilen yanıtları ve alıntıları okudum, ancak yazılanlar tartışmayı hiçbir şekilde genişletmiyor veya sürdürmüyordu. Yalnızca Karadağ’a tepki göstermek yahut destek vermekle yetiniyorlardı. Karadağ’ın ne yazar ne kitap ne de yayınevi ismi vermeden üstünkörü bir fikir beyanını eleştirenler de destekleyenler de ortaya düzgün bir argüman koymamıştı. Aslında bu durum normaldi, çünkü Karadağ, üzerine uzun uzun yazılması gereken bir meseleyi 280 karakter sınırı olan bir mecrada tartışmaya kalkmış, doğal olarak cevabı da aynı karakter sınırıyla almıştı. Bu da sağlıklı bir tartışma ortamının doğmasına engel oldu.

Karadağ X’te daha uzun bir yazı yazsa, bir tweet zinciri yapsa durum farklı olur muydu? Bunun cevabını alabileceğimiz bir örnekle de karşılaştık aslında. Yazar Ayhan Koç, 19 Eylül’de yaptığı bir tweet zincirinde[2] roman ve öykü yazmanın masrafsız olması sebebiyle herkesin bu iki alanda kalem oynattığını, o sebeple metinlerin sterilleştiğini ve kalitenin düştüğünü söylüyordu. On tweet’ten oluşan bu zincirin bazı noktalarına pek katılmadığım için insanların ne düşündüğü görmek adına yanıtlara ve alıntılara baktım, ancak Koç’un on tweet’te fikrini ifade ettiği bu meselede insanlar genelde bir veya iki tweet ile yanıt vermeyi tercih etmiş ve yine çoğunluk elle tutulur bir argüman da sunmamıştı. Bazıları da Koç’un “herkes doluştu edebiyata” cümlesi üzerinden şaka yapma yolunu seçmişti. Nihayetinde edebiyat her zaman tartışılabilirdi, ama şakanın gazı kaçmadan hemen yapılması gerekiyordu. Yoksa beğeniler, yeniden göndermeler nasıl toplanabilirdi? Koç’un uzun uzun derdini anlattığı yazının da kapsamlı bir tartışmaya kapı açmamış olması bu konudaki fikrimi berraklaştırdı. Demek ki mesele, X’te uzun ya da kısa yazılması değildi.

Belki de sorun eleştirinin yapıldığı mecradadır, diye düşünerek farklı çevrimiçi platformlarda yazılan yazılara baktım. Bu mecralarda yazılan eleştiri ve fikir yazıları nispeten daha kaliteli olsa da tartışmanın ortaya çıkması bağlamında durum pek farklı değildi. Bu platformlarda yazılan yazılar daha geniş çevrelere ulaşması için seçilen bir cümle ile X’te paylaşılıyor, sonrasında eleştiriler de genelde bu tek cümleye odaklanılarak yapılıyordu. Yani insanlar gördükleri o “bait” cümlesine yanıt veriyorlardı. Haklarını yemeyeyim, yazıyı okuyup yanıt verenler de vardı ancak onlar da yanıtlarını 280 karakter sınırı olan bu mecrada vermeyi tercih ettiklerinden kimse argümana dayalı, derli toplu bir eleştiri ortaya koyamıyordu. Paragraflarca süren bir yazıya bir veya birkaç tweet ile cevap vermek rasyonel değildi. Benzeri benim de başıma gelmişti daha önce. Parşömen’de yazdığım bir eleştiri yazısı Parşömen’in X hesabından paylaşılmış, daha sonra bir edebiyatçı bu paylaşımı alıntılayarak birkaç kelimelik bir şey yazmıştı. Açıkçası ne demek istediğini anlamadığım için cevap verememiştim.

Bu mecralarda karşılıklı yazılarla tartışmak mümkün değil mi, diye soracak olursanız benim cevabımın bir önemi olmadığını size söyleyebilirim. Çünkü ben ne dersem diyeyim yine de bu yolla tartışmayı tercih edecek olanlar edebiyatçılarımızdır ve gördüğüm kadarıyla pek de oralı değiller. Herhangi bir kitabı böyle bir mecrada uzun ve detaylı bir yazıyla eleştirirseniz size katılmayanlardan cevabınızı büyük ihtimalle X üzerinden bir veya birkaç tweet ile alacaksınız. Eleştiri, fikir ve tartışma yazıları okumayı çok seven biri olarak, Melih Cevdet’in müstear isimle yazdığı romanların yayınlanması üzerine Metin Celal’in yazdığı eleştiri[3] ve bu yazıya serinin editörü Eyüp Tosun’un verdiği yanıt[4] dışında karşılıklı argümanlarla tartışan bir ikiliye denk gelmedim uzun süredir edebiyat camiamızda.

Bundan yirmi otuz yıl öncesine kadar edebiyat tartışmaları süreli yayınlar üzerinden yapılıyordu. Bu yayınlar çoğunlukla aylık olduğundan her yazı üzerinde çalışmak için önemli bir zaman vardı. Önce yazıyı okuyor, sonrasında ona karşı argümanlarınızı çıkarıyordunuz. Aradaki bir aylık süreçte fikirleriniz demleniyor, bu da argümanlarınızı yeniden şekillendirmenize olanak tanıyordu. Ayrıca üzerine yazacağınız meseleyi çevrenizdekilerle tartışabiliyor ve bu tartışmadan hissenize düşenleri yazınıza aktarabiliyordunuz. Eleştiri yazıları da benzer bir süreçten geçiyordu. Okuduğunuz metni eleştiren bir yazı kaleme almak için bir ay bekliyor, o sırada benzer istişare ve demlenme süreçleri geçiriyordunuz. Oysa bugünün dijital mecraları tüm bu süreçleri ortadan kaldırmış vaziyette. Dijital bir mecrada okuduğunuz yazıya aynı gün cevap yazıp ertesi gün yayınlatabilme imkânınız var. Tabii yazınız yayımlanana kadar o konudaki fikrinizin değişmesi de muhtemel. Yahut bir yazarın X’te paylaşılan yazısını okuduğunuz gibi alıntılayıp fikrinizi beyan edebilirsiniz, ama birkaç hafta sonra yazdığınıza kendiniz bile katılmayacaksınız büyük ihtimalle.

Özellikle X’in bir tartışma ortamı olarak kullanılması eleştiri kültürünü ne kadar yozlaştırsa da aslında edebiyatçıların bu durumdan memnun olduğunu da söyleyebiliriz. Argümana dayalı ve iyi inşa edilmiş bir yazıyla tartışabilecekleri bir meseleyi 280 karaktere sıkıştırarak olabilecek en sivri şekilde ifade eden edebiyat camiamız bu sivriliğin beraberinde getirdiği alkışları da topluyor. İfade edilen fikre katılmayan isimler de benzer bir sivrilikte yorum veya alıntı yaparak onlar da karşıt grubun alkışını alıyor. Böylece sayfalarca yazı yazmaya uğraşmadan takdirler toplanıyor, eleştiriler yanıtsız bırakılıyor yahut eleştirenlere de sivri cevaplar verilerek alkışların suyu sıkılıyor. Sonucunda edebiyat ne kazanıyor derseniz, hiçbir şey kazanmıyor. Ama sanıyorum kimse kendini edebiyata borçlu da hissetmiyor zaten.

Basılı dergilerin can çekiştiği bugünlerde eleştirilere nasıl bir kanal açabiliriz, edebiyatı nerede tartışabiliriz, bunların cevabını aramıyoruz. Böylece edebiyat camiamız sadece “yazarlar” ve “onları öven diğer yazarlar” şeklinde birbirini kapsayan iki kümeden mürekkep bir duruma geliyor. Oysa metinlerin tekdüzeleştiği, yazılan her şeyin git gide birbirine benzediği bugünlerde edebiyatımızın bu tartışmalara çok ihtiyacı var. Eskiden olduğu gibi üzerine kafa yorulmuş, istişare edilmiş, olgunlaştırılmış ve nihayetinde kaleme dökülmüş yazılarla tartışmak edebiyatımızı da edebiyatçımızı da olgunlaştıracak ve yetkinleştirecek yegâne formül. Dilerim meseleleri bu şekilde tartışmanın önemini kavrayan edebiyatçılarımızın sayısı çoğalır.

Emirhan Mutlu


[1] Ahmet Karadağ, Link.

[2] Ayhan Koç, Link.

[3] Metin Celâl, Link.

[4] Eyüp Tosun, Link.

Exit mobile version