İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?
İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Ümit Aykut Aktaş, 172. konuğumuz.
Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?
Doksanların ortasından beri, belli aralıklarla yazıyorum. Kendimi hiçbir zaman yazar olarak tanımlamadım. Kitaplara bir obje olarak da tutku duyuyorum. Kimi zaman koleksiyoner gibi hissettim kimi zaman da iyi bir okur gibi. Çeşitli dergilerde çok geniş bir zaman aralığında öykülerim yayımlandı. Bazı basılı ve dijital mecraların yayın kurulunda yer aldım. 2013, 2015 ve 2020 yıllarında farklı öykü dosyalarımı yayınevlerine gönderdim ve nihayet Metinlerarası Kitapla Godot’yu bekleyiş serüvenim sona erdi.
Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?
Bunu çok net anımsamıyorum açıkçası ama Cemil Kavukçu, Vus’at O. Bener, Wolfgang Borchert ve Hayalet Gemi öykü türü ile sağlam bir bağ kurmamı sağladı diyebilirim.
Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler yaşadınız?
Kaplumbağa Ayaklanması’nın yayınlanmasını üç yıl bekledim, iki büyük yayınevi öykü dosyama olumlu yanıt vermesine rağmen çeşitli bahanelerle ve sık sık editör değiştirerek erteledi. Bu süreçlerden sonra Metinlerarası Kitap’la yollarımız kesişti ve boşuna üzülüp gerildiğimi anlamış oldum. Yayınevimden son derece memnunum.
Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?
Metinlerarası Kitap Editörü Mahmut Yıldırım’dan destek aldım, bunun dışında Mehmet Fırat Pürselim, Pınar Üretmen, Tuba Kumaş ve Gönül Ocak metinlerime editöryel olarak destek oldular.
Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?
Anthony Bourdain kadar mutfakta zaman geçirdiğimi sanıyorum, ilk öyküm 2006’da yayımlandı sonra uzun bir aradan sonra 2011’de Lacivert Edebiyat Dergisi’nde Mezarlık Hikayeleri adlı öyküm yayımlandı. O süreçte altZine internet neşriyatında da pek çok öyküm kendine arka arkaya yer buldu. Notos ve YKY Kitap-lık’ı da es geçmemeliyim. Fakat bana asıl kapılarını açan fiziki dergi, her zaman evim olarak gördüğüm Varlık Dergisi oldu. Önce Hatice Meryem daha sonra da Mehmet Erte Kaplumbağa Ayaklanması’ndaki öyküleri neredeyse tefrika halinde yayınladı. Kitabımın kapağının oluşmasında bile Mehmet Erte’nin payı büyüktür.
İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz, ne buldunuz?
Büyük, köklü bir değişim beklemiyordum ama söyleşilerde sizin kitaplarınızı okumuş insanlardan geri dönüşler almak mutlu ediyor. Uzun yıllardır öykü yazarlarıyla söyleşiler, röportajlar yaptığım için süreçlere aşinayım, yol haritası aşağı yukarı öngördüğüm gibi ilerliyor diyebilirim.
Peki, bundan sonra?
İkinci dosyamın ilk öyküsü Varlık Dergisi’nde yayımlanacak. Herhangi bir terslik olmazsa dosya ekim kasım gibi tamamlanmış olur.
