Site icon Parşömen

İlk Göz Ağrısı: Dilek Yılmaz ve “Valeria Bunu Anlayamaz”

{"remix_data":[],"remix_entry_point":"challenges","source_tags":["local"],"origin":"unknown","total_draw_time":0,"total_draw_actions":0,"layers_used":0,"brushes_used":0,"photos_added":0,"total_editor_actions":{},"tools_used":{},"is_sticker":false,"edited_since_last_sticker_save":false,"containsFTESticker":false}

İlk kitabın heyecanı ayrıdır. Kâğıt oyunu oynayanlar bilir, ilk elin günahı olmaz. İlk kitaplar tıpkı sonrakiler gibi kusurlarıyla güzeldir. Kendimize ait güzel yanlışlarımız olmazsa ne anlamı var yazmanın? Yazarlık bize özgü hatalarımızla, acemiliğimizle birlikte bir uzun yolda yürümek değil mi zaten?

İlk öykü kitapları yayımlanmış yazarlarla 2015 yılından beri “İlk Göz Ağrısı” söyleşileri yapıyor, ilk kitaplarının heyecanını paylaşıyoruz. Dilek Yılmaz, 168. konuğumuz.

Kitapsız bir hevesli olmaktan kitaplı bir yazar olmaya giden süreç nasıl gelişti?

Yakında elliyi dolduruyorum. Daha yeni geldik, nasıl geçti bir türlü inanamıyorum ama sanırım biraz bununla biraz da uzunca zamana yayılmasıyla ilgili, öyle kimyam değişti diyebileceğim bir coşku yaşamadım kitap çıktığında. Çıkmış olması mutlu etti sadece. Otuz küsur yıldır başladığımız işi bitireceğiz diyoruz, kendi kendimin dolandırıcısı gibi hissediyordum artık, kapımın önünü süpüremiyor gibi. Diyeceğim, yazar olayım hevesim de yoktu pek ama makul bir hacme ulaştığı günü hayal ediyordum hep. Nasıl oldu vedalaştın, anlat bakalım, diyor dostlarım mesela. İlk denemelerim çok acemiceydi ama yıllar içinde nasıl yazılmayacağına dair bir farkındalık oluşmuştu. Yazdıkça, dura dinlene uğraştıkça geliştiğini gördüm. Elini sallasan öykücüye çarpıyor söylenmesi başlamıştı hadi şimdi dediğimde. Korktum da biraz. İçime sinene kadar bekledim. Bütün bunlar olurken fena bir okur değildim, hâlâ da öyleyim. Hikâyeleri nadasa yattığı dönemde de diri tuttuğunu düşünüyorum bunun. Sonrası, gözü karartıp yayınevine gönderme aşaması. Semih Hoca bir kısmının taslak hallerini biliyordu. Zaman içindeki değişimini çok olumlu buldu. Cesaretlendim bunu duyunca, biraz da gözü karartıp daldım.

Yazma uğraşınızı neden başka bir türde değil de öyküde yoğunlaştırdınız?

Okur olarak öyküye yoğunlaşmamla ilgili olduğunu düşünüyorum. Canım öykü, olmasaydı olmazdım falan demiyorum, olduğu iyidir, orası ayrı. Aslında uzun uzun anlatabilmek isterim, örneğin romanın bu anlamda çok daha fazla özgürlük alanı açabileceğini düşünüyorum. Şu anda hikâyem olsa da buna cesaretim yok. Öyküyü de hiç kolay bulmuyorum bu arada, beni zorluyor ki bunca yılda dura dinlene gün yüzüne çıkarabildiğim bu kadar öyküm olabilmiş ancak.

Yayınevini nasıl belirlediniz? İlk kitabınızın yayımlanma sürecinde neler çektiniz?

Acıklı bir hikâyem yok bu konuda. Uzun zaman önce başladığım ve yayıncılığı, öykü dünyasını zaten yıllardır takip ettiğim için. Acelem yoktu benim. Tembelim demek istemediğim için böyle söylüyor da olabilirim tabii.

Dilek Yılmaz

Kitabı yayıma hazırlama sürecinde size yol gösteren, yardımcı olan bir editörünüz oldu mu?

Dört beş yıl önce dosyanın bir kısmının başlangıç halini çok iyi bir editör okudu. Çok da kıymetli geribildirimler aldım her bir öyküyle ilgili. Üstünde çalışırken de yeni öyküleri yazarken de o bakış açısından çok faydalandım. Farklı öyküleme yaklaşımları, farklı okuma biçimlerine sahip insanların yorumları, profesyonel olsun olmasın ön açıcı. Hacmi zayıftı dosyanın. Zaten özel nedenlerimle sürdüremedim, arada bazı sağlık sorunları oldu, ne gerek var şimdi dedim falan. Kendime geldiğimde, üzerinde alıcı gözle çalışıp metinlerin olgunlaştığına inandığımda Notos’a gönderdim. Dergide ve Oggito’da yayımlanmış öyküler vardı. Yine de öyle akşam gönderdim sabah çıktı olmadı, o süreç de uzun sürdü, çalıştık üzerinde. Semih Gümüş başta olmak üzere bugüne kadar eli, emeği değmiş herkese minnettarım.

Dergiler için edebiyatın mutfağı denir. Siz salona, misafirlerin karşısına çıkmadan önce mutfakta ne kadar zaman geçirdiniz?

Dergilere gönderdiğim öykü çok sayılıdır. Yolluyoruz dönmüyorlar, olumsuz dönüyorlar gibi yorumları çok duyuyordum. Zaten yayımlanmaya hazır olduğuna da öyle kolaylıkla ikna olmadım. Özel olarak arayıp isteyen oldukça bahane oldu, o öyküleri daha sıkı çalıştım. Dergilerden ziyade geceleri masa lambası altında kendi kendime epey ter attım.

İlk kitabınızla hayatınızda neler değişti? Neler ummuştunuz, ne buldunuz?

Pek bir şey değişmedi. Çok bir şey de ummamıştım işin doğrusu. Bir ara ben söyleşi sorusu soruyordum, şu aralar yanıtlayan taraftayım. Bu kısım değişik. Mutlu eden bazı mesajlar alıyorum. Birinden sonra oturdum ağladım. Çok kıymet verdiğim birinden, hayal edemeyeceğim kadar güzel bir yorumdu. Buradan sonra metni döve döve kapımın önüne atsalar boşunalık hissi yaşamam. Kitap rafa geleli çok kısa süre oldu. Eşim dostum komple seçim süreci için çalıştı bu dönemde. Daha yeni yeni edinip okuyorlar. Tanıdığım, sevdiğim ellerde görmekten farklı bir mutluluk duyuyorum. Şu ana kadar fiziksel olarak hiç tanımadığım sadece bir kişinin elinde gördüm. O da başka bir heyecandı.

Peki, bundan sonra?

Hiç bilmiyorum. Yolda göreceğiz. Kafamda bitmiş bir hikâye var, memleket ve sağlık izin verirse belki yazılır.

Exit mobile version