Site icon Parşömen

2023 Edebiyat Soruşturması: Arzu Anlar Saraç

Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?

Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, akademisyenlere sorduk.

Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin… İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!

Arzu Anlar Saraç

2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?

Bazı şahsi meselelerden dolayı 2023 son yirmi yıl içerisinde maalesef kitap okuma skorumun en düşük olduğu yıl oldu. Senenin ilk altı ayı nispeten daha verimli olsa da son altı ay eser miktarda kitaba ulaşabildiğim için mahcubiyet duyduğum düzeyde verimsizdi. Öykü yayınlayan online edebiyat platformlarının ve dijital kitap uygulamalarının varlığıyla en çok kıvandığım zamanlardayım. Eserleriyle ilk defa bu yıl tanıştığım ve bu tanışıklığın ne denli geç geldiğine üzüldüğüm birkaç yazarın kitapları en sevdiklerimden oldu.

20. yüz yıl Japon edebiyatının zirve isimlerinden Cuniçiro Tanizaki ile İthaki yayınlarından çıkan Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın sayesinde tanıştım. Kitabın çevirmeni Alper Kaan Bilir’in Çevirmenin Önsözü olarakyayınladığı ilk sayfaları bile bir ders niteliğindeydi. “Küçük bir çocuk, kendi varlığının farkındadır,” diye başlıyor çevirmen söze. Sonra o çocuğun kendini ilk fark ettiği andan itibaren şahıs kavramını tanıması ve uzun bir hayat deneyimi içerisinde bireyselliğini idrak etmesinden bahsediyor. Kendi istenci, kendi egosuyla hareket eden fertler olmaktan kurtulup bir bireye dönüşmenin, bir birey olarak yazmanın önemini vurguluyor. Bu önsöz bile beni oldukça etkilemişti zira bizim toplumumuzda eksik olanın bireysellik olduğunu düşünmekteydim bir süredir. Bireysellik bizler için acı vericiydi. Toplum olarak maalesef ki kümülatif bir kulluk zihniyetinin sonucuyduk. Tam da burada çevirmen “Bireyselliğe katlanmaya yarayacak edebiyatı icat edemedik,” dedi ve “Ah, bizim de böyle bir edebiyatımız olsaydı…” diye cümlelerini tamamladı. Ben de “Ah!” dedim.

Tanizaki, Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın’da ana karakterin kedi sevgisi ve aile ilişkileri gibi sıradan sayılabilecek, basit bir konu üzerinden beklenmedik düzeyde derin bir psikolojik irdeleme yapmış. Aynı zamanda insanların birey olamadan toplumda biri olmak zorunda kalmasının getirdiği çarpıklıkları ve çatışmaları vurgulamış. Dili, betimlemeleri ve ironik anlatımı oldukça etkileyiciydi benim için. Mahrem, hatta utanç verici duyguları basitleştirip trajikomik bir hikâye üzerinden vermesi bana kendimi ılık suya atılan kurbağa gibi hissettirdi. Keyifli bir şekilde ılık suyun içinde yüzdüm. Yavaş yavaş harlanan ateşi fark etmeden. Ancak kitabın kapağını kapattığımda çoktan haşlandığımı anladım.

Bir diğer kitap ise Ali Teoman’ın Uykuda Çocuk Ölümleri. Ali Teoman ile nasıl oldu da bu kadar geç tanıştım bilemiyorum. Kısacık hayatına hatırı sayılır miktarda eser sığdırabilmiş büyük bir yazar. Beni şaşırtansa edebiyatımızda nadir bulunabilecek, gerçek anlamda kafkaesk eserler veren; yaratıcılığı ve zekâsı ile kurgu ustası bir yazar olmasına rağmen neden eserlerinin gölgelerde kalmış olması oldu. Bir yerde okumuştum; “Belki de bilinir olmak istemiyordu.”

Uykuda Çocuk Ölümleri’nin beni bunca etkilemesinin asıl nedeni benzersiz kurgusu ve hayranlık uyandıran yaratıcılığı. Roman boyunca yazarın dehası, bilgi birikimi ve deneyselliği beni durup durup düşünmeye sevk etti. J.R.R Tolkien İngiliz Edebiyatı için neyse Ali Teoman da bizim edebiyatımız için o diye düşündüm. Roman boyunca yarattığı yetkin dili ve kurguya dahil ettiği, içinde kelimelerin kökenine, mitolojisine ve başka dillerdeki derin anlamlarına vurgu yaptığı sözlük Türkçe, Osmanlıca hatta bazı batı dillerine olan hakimiyetini açıkça gösteriyor. Tüm bunlara gerçek ile hayal arasındaki o ince çizgiyi zorlamasını da eklersek bence büyüleyiciydi. Tıpkı Bay X gibi o dehlizlerin içinde kaybolup yolumu bulmaya çalıştım. Okuması çetrefilli bir eser ve en çok da bunun için şiddetle tavsiye ederim.

Son olarak, evvelinde kitaplarıyla tanışıp kalemini sevdiğim ve akabindeyse arkadaş olup birikimine, derinliğine ve yeteneğine tanık olduğum Ercan y Yılmaz’ın Altı Üstü İstanbul romanından bahsetmek isterim. Tıpkı Ali Teoman’ın yukarıda bahsettiğim romanı gibi Altı Üstü İstanbul da çok katmanlı, çok zamanlı, çok anlatıcılı deneysel bir roman. Dili yetkin hatta katmerli, kurgusundan üç roman daha yazılabilecek, felsefi ve sosyolojik alt yapısı olan, derin ve girift bir yazınsal performans. Performans dedim çünkü kitap sizi daha ilk cümlesinden zihinsel ve ruhsal bir performansa davet ediyor. İkinci şahıs anlatıcıyla romana dâhil ediliyorsunuz. Bence edebi bir şölen. Yazar daha iyisini yazar mı bilmem ama geleceğe kalacak çok kıymetli bir roman olduğunu söyleyebilirim.

Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?

Aslında birkaç olay var bahsedebileceğim fakat defaatle bahsedildiğinden ve herkes aşina olduğundan onları es geçip bence dünya edebiyatı adına önemli bir değişimin başlangıcı olduğunu düşündüğüm olayı konuşmak isterim. Yapay zekânın sanatçı kişiliğinin edebiyat ortamına saldığı tartışmalar. Yapay zekâ edebiyatı elimizden alabilir mi? Tarih boyunca ortaya çıkan tüm yeniliklere insan olarak verdiğimiz ortak tepkiler verildi bu konuyla ilgili. Matbaadan önce el yazması ile yazılan kitapların müellifleri de eminim bu polemiğe girmiştir. Sonrasında olanlar malumunuz. E-kitaplar çıktığında da benzer tepkiler verilmişti. Elbette ki çoğumuz kâğıt kokusuna meftun, okuduklarımız avuç içindeyken duyduğumuz romantizme bağımlı insanlarız fakat e-kitapların, online dergilerin de bize sağladığı kolaylığı yadsıyamayız. Çok konuşulduğuna göre hepimizin içine bir bit yeniği attı yapay zekâ. İçten içe ya tutarsa, ya adaptasyon sağlamayan doğal seleksiyona maruz kalırsa, dedirtti bize. Şahsi fikrim yapay zekânın ileri de yazarları çok şaşırtacağı. Söyleyebileceğim tek şeyse kurguculuk bir yere kadar, kalıcı ve ayırt edici olan üslûp olacak.

Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Ürkütücü. Çok ciddiyim. Özellikle yolun başındakiler için Sisifos’un durumundan hallice. Öğrenmeye, gelişmeye, üretmeye çalışırken bir yandan da tanınırlık sağlamak için girilen mücadelenin (çevre ve arkadaş ilişkileri ile bir yere gelmeye, üst segment yayınevlerinde tanıdık editör bulmaya, hamili yakınımdır kartvizitlerine ulaşmaya çalışmak…) bir parçası olmadan, hakkıyla bilinmek istemek ve dosyan yayın evlerinin satış stratejilerine kurban gitmeden onu gün yüzüne çıkarmaya çabalamak oldukça çetrefilli bir iş. Bu arada arkadaş desteğine karşı değilim. Sonuçta burada birbirini anlayabilen, benzer kumaşlardan yaratılmış bir avuç insanız. Dostluklar kurup, başarılarımızla gururlanıyoruz. Bizi en çok okuyan yine biziz. Elbette arkadaşlarımızı destekleyebilir, yazdıkları metnin daha çok okunması adına tanıtımlarını yapabiliriz. Ama bunu yaparken yazdığı metni bir başyapıtmış, ilahi bir yazıtmış gibi deklare etmenin lüzumu yok diye düşünüyorum. Nihayetinde şahit olduğum ortamın kurtların yemi olmamak için kuzuların birbirini öptüğü ya da ısırdığı yer olduğunu söyleyebilirim. Bu kaotik ortamda belki de tek derdimiz iyi bir yazar olabilme gayretinden gayrısı olmamalı. Belki de o zaman yalnızca kitabı olan biri değil aynı zamanda gerçek bir yazar olabiliriz.

Exit mobile version