Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine, bağımsız kitapçılara, akademisyenlere sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin… İyi kitaplar okuyacağımız bir yıl olsun 2024!
2023 yılında yayımlanan kitaplardan beğendiklerinizi, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Jenny Erpenbeck’in Kairos’unu anmak istiyorum. Önceki kitaplarını da severek okuduğum bir yazar Erpenbeck. Bir aşk hikâyesi odağında Berlin Duvarı’nın yıkılma sürecini anlatıyor. Tutkuyla başlayan ilişki yavaş yavaş tükeniyor. Doğu Berlin’de yaşayan kahramanlara eşlik ederken dönemin sosyal yaşamına, siyasi olaylarına, duvarın öte tarafına ve bilindik mekânlarına uğruyor okur. Favori kitabım Gölün Sırrı ama ne yazarsa yazsın merak ettiğim kalemlerden Erpenbeck. Johann Hari’nin Çalınan Dikkat’i 2022 son aylarında yayımlandı ama onu da hatırlatmak isterim. İçine yuvarlandığımız dijital devrimin odaklanma becerimize neler ettiğini derli toplu bir bakışla, temellendirerek dile getirmeye çalışıyor. Osamu Dazai’nin yıl sonuna doğru basılan Villo’nun Karısı adlı öykü kitabı da öykü severlerin dikkatini çekecektir. Onun ironik, içli bakışı yeniliklerle dolu, etkileyici. Semih Gümüş’ün Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor’unu da bu toplumun aydınlanma mücadelesine ve kültür yaşamına önemli katkılar sunmuş bir insanının geçmişten günüme doğru yürüyerek, ömrüne ve ülkesine yaktığı bir ağıt gibi okudum. Yine yılın sonunda yayımlanan Polat Özlüoğlu’nun Sahi Adım Neydi adlı öykü kitabından da söz etmek isterim. Kitaptaki Yılkı Atları Gibi Bozkırda Başıboş adlı öykünün uzun süre belleklerden silinmeyeceğini düşünüyorum. Özlüoğlu’nun dezavantajlı gurupları anlatmaktaki ısrarı üstelik bunu etkileyici bir kurgu, dil ve öyküleme tekniğiyle yapması sarsıcı bir etki yaratıyor.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat olayları nelerdi?
Depremden sonra insanların bir kısmı enkaz altındayken, acının sahiplerinin bile söze yanaşamadığı, bir ses, bir haber almak için can havliyle sosyal medyaya sarıldığı, dünyanın en sunturlu cümlelerinden çok haykırışların, ağıtların kulakları deldiği ânlarda, tanınmış yazarların depremin en yakıcı fotoğraf kareleri için metinler yazması çok acayipti. Böylesi bir ortamda söze yanaşacak körlüğe tutulmak nasıl bir şeydir bilmiyorum. Anlamakta çok zorlandığımı ifade etmek zorundayım. Umarım böylesi körlükler bir daha yaşanmaz.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Dijitalleşmenin hayatımızın her alanına hızla girişinden sonra düşe kalka bu duruma alışmaya çalışıyor sanki insanlık. Basılı kitaplardan az da olsa dijital ve sesli kitaplara; yüz yüze söyleşilerden sanal söyleşilere kayıyor etkinlikler. Bunlar hayatlarımızı kolaylaştırırken bambaşka sorunlar da getiriyor elbette. Özellikle sosyal medya kullanımı, sanal alemler, sohbet odaları, gerçeği hızla eğip bükebileceğiniz alanlara dönüşebiliyor. Yeni dönemde asıl meselemiz hakikate ulaşmak olacak sanırım. Kitap bastırmanın, yazarlara ulaşmanın iyiden iyiye kolaylaştığı, yazı atölyelerinin kontrolsüzce yaygınlaştığı günlerde nitelikli olanı bu kakofoni içinde bulmak da ayrı bir meziyet istiyor. Örneğin dijital dergilerin bir kısmındaki en önemli sorun damar oluşturacak editörlük çalışmasından uzak durması. Binlerce güçlükle boğuşurken, maddi kaygılar da yakanızı bırakmıyor elbette ama bir edebiyatçı olarak bunlar olsun istiyor insan. Bazı dijital gazetelerin kitap eklerinin buna çok yaklaştığını gözlüyorum. Sanal aleme baktığınızda herkes edebiyatın bir ucundan tutmuş çekiştiriyor, aforizmalar, alıntılar, film afişi olacak denli afili, kurgulanmış, üzerinde oynanmış yazar pozları… Eee kitaplar nerede? Onlardan da bir iki alıntı, kahveli, çiçekli birkaç kare, üstünde ışıklar uçuşan sayfa fotoğrafı yeter. Son dönemde beni en çok rahatsız eden şeylerden biri de yazarların okurları için imzaladığı sayfaların durmaksızın paylaşılması. Oysa onlar size yazılmış, özel kısacık bir not. Tüm bu kaos bir dengeye ulaşacaktır elbet. Bunlardan daha can sıkıcı olansa ülkenin baskıcı, saldırgan, günden güne kendini ifade etmeni engelleyen atmosferi. Çalışanların yarısının asgari ücret ya da asgari ücretin altında maaş aldığı bir ülkede edebiyatı yaşatmak kolay mı? Son olarak Parşömen’i yıllardan beri özveriyle yaşatmaya çalışan herkese bin teşekkür. Bu soruşturmada yer almak tüm bu emeğe duyduğum saygıyı düşününce daha da mutluluk verici.
