Parşömen’in beş yıldır sürdürdüğü yılsonu soruşturmalarına verilen yanıtların, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz. Bizim içinse bir muhasebe yapma fırsatı sunuyor: Bu yıl neler okuduk? İz bırakan olaylar, kitaplar nelerdi? Edebiyat kamuoyunda neler gündem oldu?
Okurlara, yazarlara, çevirmenlere, editörlere, şairlere, yayın emekçilerine sorduk.
Yeni yıl herkese sağlık, huzur ve mutluluk getirsin…
Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Yayımlandığı günden itibaren reklamı yapılan, tanıtımı bitmeyen, belli çevrelerce sürekli pohpohlanan, koltuklanan, hâliyle çok satan/sattırılan kitapların sanatsal değerlerinin neredeyse hiç sorgulanmadığı bir seneyi daha geride bıraktık. Bir imza alabilmek için fuar alanlarını üç kere dolanan saf okurlarla bir derdim yoksa da imza atmak yerine kaşe basan yazarlardan, salt ticari kıymetleriyle piyasaya sürülen, dolayısıyla edebiyat soruşturmalarında değer görmeyen kitaplardan, neticede vasatın iktidar yapıldığı edebiyat mecralarından mümkün mertebe uzak durdum. Popülere duyduğum alerji, her daim sağlıklı seçimler yapmamı sağlamıyorsa da bu saatten sonra huyumu değiştirecek değilim. Dolayısıyla bu yıl da şöhretlere, kitap kapaklarına kondurulan işaretlere göre hareket etmedim. Seçimlerimin önemli bir kısmını yine dergiler aracılığıyla tanıdığım isimlerden yana kullandım. Yeni yazarları, bazense henüz tanımadığım yazarları keşfetmenin en keyifli yolu budur kendi adıma. Bu vesileyle değerli bulduğum yazarların giderek yerlerini sağlamlaştırmalarından, iz bırakan kitapların güvenli limanına varmasından mutluluk duydum. Neden duymayayım; bu, bana nitelikli eseri yakalamış olmanın övüncünün yanı sıra harika bir okuma serüveni yaşatmış, zihnimde yeni düşünce kulvarları açmıştır. Ne var ki aradığımı bulamadığım, hatta hayal kırıklığına uğradığım da çok oldu. Böyle hâllerde vasatta boğulmamak adına geçmişin güvenli limanlarına sığınmak gibi bir çare iyi ki vardı. Bu sayede yine Albert Camus’a, Erdal Öz’e, İrfan Yalçın’a, Kadri Öztopçu’ya dönmüş, şiire sığınmışımdır.
Sayıp dökme işi çetindir. Nitekim böyle soruları yanıtladıktan sonra unuttuğum kitaplardan, okuma sırası bekleyen kitaplardan dolayı pişmanlık duyduğum çoktur. Hiç değilse bu defa unutkanlığım devreye girmez diye umuyorum.
Geçen senenin son günlerinde çıkan, bu nedenle 2022’nin soruşturmasında anamadığım Şenay Eroğlu Aksoy’un Sardunyaların Kışı’nı bu vesileyle 2023’ün en iyileri arasında anayım. Bir çırpıda kendini bırakmayan, dolayısıyla kolay okunmayan, kimilerine göre “akıcı ve sürükleyici” de olmayan, sıradan okuru rahatsız eden, dikkat isteyen, özen isteyen, tamamlanmak isteyen, süratten uzak duran, dümdüz bir seyir izlemeyen, hâliyle şiirden el alan öyküler toplamı Sardunyaların Kışı. Okurun hem parçaları birleştirmesi hem geçmişin mirasıyla kurulan bağlantıları fark etmesi gerek. Gelgelim zamanın ruhunu temsil eden bu karanlık öykülerde bir kuyumcu titizliğiyle bile isteye bırakılan küçücük ışık huzmelerine odaklanınca alınacak haz muazzam. Kitaba adını veren Sardunyaların Kışı’nın çok büyük bir öykü olduğunu ise özellikle vurgulamak isterim.
Bir diğer kıymetli ise Altıyedi’den yol arkadaşım Esra Kahya’nın Benim Rüyalarım Hep Çıkar’ıydı. Onun titizliğine, iyiye ulaşmak pahasına gerektiğinde eleştiriyi kendine çevirmesine bizzat tanığım. Sırf bu özelliği bile günümüzün birörnek yazarlarının arasından sıyrılmasını; parlak, ışıklı, farklı bir kalem olmasının önünü açıyor. Dolayısıyla kendini sürekli yenileyen Esra Kahya’nın ilk öykü kitabı, tam da bu saydıklarımdan ötürü nice öykü kitabı yayımlamış yazarlardan çok daha ileride. Üstelik çoğunluğun aksine salt içeriğe yoğunlaşmamış, sözü ve sesi de önemseyen ritimli öyküler yazmış. Aynı zamanda doğal, endişesiz de. Şiirden beslenmesiyse cabası. Uzun yıllar adından söz ettireceğini düşünüyorum.
Ayla Burçin Kahraman’ın Onuncu Ay’ında, Emrah Kurul’un Bir Ölüm Bir Kalım’ında, Selman Dinler’in Alelade Felaketler’inde, Başar Yılmaz’ın Kara Kışın Gün Işığı’nda da iyi öyküler okuduğumu belirtmek isterim.
***
Şiir dünyamız mı geçen yılki hırgürden uzaktı yoksa ben mi gürültü patırtıya kapalıydım bilmiyorum ama şamatacı şair taifesinin çatlak sesini pek işitmedim. Cevherli şairlerimizi tenzih ederek vurgulamak isterim ki şiir hakkında söz söyleyen şair yine neredeyse yok gibiydi. Bizim şairlerimizin çoğu şiire dair yazılar yazmıyor, fikir belirtmiyor. Yoksa şiirin geleneğinden bihaber olmalarından, çağdaşlarını okumamalarından mı? Öyle olsa gerek. Aksi takdirde kültürlü bir şiirin izinden giden şair sayısı bu denli sınırlı olmazdı.
İyi şiirse derde derman! Bu bağlamda Kadri Öztopçu’nun Ben Kendimi Nereden’ini, Yiğit Kerim Arslan’ın Bana Hevesli’sini, Murat Tenetoğlu’nun Temas Metinleri’ni, Hüseyin Peker’in Böceklenme’sini, Ahmet Özer’in Ne Zaman Nerdeyiz’ini anmak isterim.
***
Senem Gezeroğlu’nun Yeniden İnşa romanı gayet özgün, ufuk açıcıydı. Deniz Faruk Zeren’se Ben Bermal’le başka bir işi başarmış. Cesaretle kalem oynattığı konu alanına dair farklı bir anlatımı vardı.
Romanda aradığımı bulmadığım bir sene olmuş.
***
Denemede Sen Ben misin ile Avram Ventura’yı anmak isterim. Hep vurguladığım üzere bu çokbilmişler ülkesinde herkes her şeyden anlıyor da kimse güç işlerle uğraşmıyor. İlle velakin edebiyatımızda deneme hâlâ sağlam bir kaleyse Avram Ventura da bu sağlamlığın bir parçası.
Size göre 2023 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?
Kendi adıma zor, kimi yaşattıklarıyla umut kıran bir yıl olsa da Emine Işınsu Roman Ödülü’nde Gece Hep Gece adlı romanımın mansiyon kazanması yüzümü güldürdü. Yılın yayıncılık olayı değilse de her şeye karşın niteliklinin kendi parlaklığını bir şekilde yansıtabildiğinin kanıtıydı benim için. Dosya olarak kalmayıp bir de kitaplaşırsa sayıklamanın ötesinde şeylerden de söz edebilirim.
Yaşadığımız şu kültür çoraklığında, arkasında hiçbir ekonomik güç olmadan hâlâ çıkabilen dergiler başlı başına birer edebiyat ve yayıncılık olayı değiller mi? Üstelik bunca dezavantaja bir de taşrada olmayı, merkeze göre konuşlanmamayı eklerseniz durumun vahameti daha iyi anlaşılabilir. Bu bağlamda rüştünü ispat etmiş nitelikli taşra dergilerinin hâlâ yüksek soluklu olabilmeleri büyük başarıdır. Dahası nitelikli edebiyatı nitelikli dergide aramanın, bunun için de filanca odaklardan uzaklaşmanın tarafındayım. Bu çevrelerden uzağa bakıp popülerlik kaygısının dışına çıkınca iyi edebiyatın kollandığı adreslerin farkına varacaktır, nitelikli okur. İşte altıncı yılına giren, on yedi sayı yayımlayan, Zonguldak merkezli Altıyedidergisi tam da böyle bir adres. Bileni çoktur elbet, altı yılda yolunun kimlerle kesiştiğini. Zaten bir derginin niteliğini o dergiden geçip gidenler belirlemez mi? Dolayısıyla yolu dergilerden geçenlerin edebiyatta vardıkları yer sadece kendilerinin değil, o dergilerin de vizyonu, göstergesidir.
Önceki soruda andığım Ahmet Özer’in Ne Zaman Nerdeyiz adlı şiir seçkisinin yayımlanması oldukça kıymetli. Yıllar yılı popülere göz ucuyla dahi meyletmemiş, niteliğinden şuncacık ödün vermemiş, Kıyı, 4 Mevsim, Karşı Edebiyat gibi dergileri var etmiş bir dergi emektarı, baştan ayağa bir edebiyat insanıdır Ahmet Özer. Sırf bu açıdan dahi Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Ne Zaman Nerdeyiz’i yayımlayarak kırk sekiz kitabı bulunan koca çınarı taçlandırmasını ayakta alkışlıyorum.
Yılın bir başka güzelliğiyse tüm zorluklara, markalar arasındaki orantısız dengelere karşın edebiyata katkı sağlayan yayınevlerinin varlıklarını sürdürebilmeleriydi. Vacilondo, Epona, Dipnot, Fihrist, Ototrof, Mahal, Manos gibi yayınevlerine bu bağlamda saygım sonsuz. Var olsunlar, çok olsunlar.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?
Ticari kaygıların ışığında vasatın iktidar olduğu bir edebiyat ortamı görüyorum. Kitabın mal, edebiyatın sektörel bir mevzu olarak görüldüğü yurdumda kâğıt sıkıntısı, döviz kuru, işlevsizleşen fuarlar diyerek ticari özgürlüklerle dalaşmak istemiyorum. Onlar en iyisini bilirler elbet, biz kimiz! “Kültürü turizmle bir algılayan hâkim akıl şöyle, yayınevleri böyle…” desem ne fayda? Biliyorum ki hepsi yılbaşından itibaren Sait Faik basabilecek olmanın iştahındalar! Darüşşafaka’yı, garip gurebayı mı düşünecekler bir de! Canım, onlar olmasa da olur!
Depremle bir tarafımız yok oldu; çare üretemedik. Ötede bir gariban ülke yok ediliyor; çare bulamıyoruz… Varken yok olmanın, yoktan var olmanın, illaki acının edebiyatını yazanları da okuyacağızdır elbet! Evet, edebiyat olmadan da hayat devam ediyor ama edebiyatla soluk almak yine de güzel.
