Türk edebiyatının geleneğinde yıllıklar önemli bir yer tutar. Yıllıklarda bir yılın edebi dökümü yapılır, o yıl yayımlanan eserlerden seçmeler yayımlanır, yıl içinde yaşanan edebiyat tartışmaları özetlenirdi. Yıllıklarda bir de soruşturma bölümleri olurdu. Parşömen Edebiyat olarak, yıllıkların soruşturma kısmını yaşatmak niyetiyle başladığımız ve bu yıl dördüncüsünü yayımladığımız edebiyat soruşturmalarının, geleceğin edebiyat okurları ve araştırmacıları için verimli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Yıl içinde yayımlanan ve hak ettiği ilgiyi görmediğini düşündüğünüz kitapları, beğenme nedenlerinizden kısaca bahsederek bizimle paylaşır mısınız?
Naoki Urasawa – Monster Cilt 2: Çok sevdiğimiz anime serisinin mangası… Bizim için özel bir yerde. Cilt 2’ye de bayıldık. Anime yakın zamanda Netflix’e de gelecek sanırız. Monster’ı bu denli sevmemizin nedeni ise dramatik çatışmalarını oldukça güçlü kurması ve ilk etapta ufak ölçekli bir vicdan-intikam hikâyesinden geniş ölçekli, derinlikli bir hikâyeye varması. Bir de gerilim dozu. Manga severlerin, anime severlerin ilgisini çekmiştir lakin biz hep daha fazla okunsa diye düşünüyoruz.
Camille Jourdy – Rosalie Blum 1. Cilt: Baobab Yayınları tarafından yayınlanan Rosalie Blum 1. Cilt bu yıl en sevdiğimiz çizgi romanlardan oldu efenim. Ana karakterinin sıkışmışlığını, gelgitlerini yansıtması, hafif bir gizemle örtülü hikâyesi, günlük detayları kullanım gücü ama özellikle de sakin anlatımıyla bizim açımızdan öne çıktı. Henüz okumadıysak da ikinci cildin de çıktığını hatırlatalım.
Semih Öztürk – Telaş Bandosu: Telaş Bandosu aslında ilgi gördü. Buna rağmen fazlasını hak ediyor. Yıl içinde okuduğumuz öykü kitapları arasında başucu kitabı diyebileceğimiz bir eserdi. Sevme nedenlerimiz epey fazla. İlk olarak sayın Semih Öztürk komşumuz : ) Asıl nedenlere gelirsek; kurmaca-gerçeklik sınırlarında gezinen kitaplara fazlasıyla düşkünüz. Telaş Bandosu bunu çok güzel bir şekilde yansıtıyor. Bizzat gezdiğimiz sokakları, figürleri iyi bir kurmacada okumanın keyfi kalbimizi şenlendirdi. Ayrıca kitabın; yazarın edebiyat sevgisini, yazıya düşkünlüğünü insanı yazmaya götürecek denli özel aktardığı fikrindeyiz.
Melisa Parlak – Avunma Mekanizması: Avunma Mekanizması derdiyle, öyküler arasındaki bağlantılarıyla, türler arasında gezinmesiyle, öykülerdeki cin çıkış fikirleriyle çarpıldığımız kitaplardan oldu efenim. Kimi eksikliklerine rağmen yazarın dikte etmekten, ders vermekten uzak duruşuyla meselelerini anlatabilme ve sahneleme becerileri ilgi çekici. Umarız daha fazla okura ulaşır.
Carson McCullers – Kadransız Saat: Hem twitter’dan takip ettiğimiz hem de yazılarından beslendiğimiz sayın Banu Yıldıran Genç’in önerisiyle tanıştık McCullers ile. Aslında bu yıl basılan kitaplardan değil. Yine de bizde öyle büyük bir etki yarattı ki anmadan geçmek istemedik. Temelde bir ırkçılık hikâyesi. Fakat ırkçılığa mağdur tarafından çok (zaten ırkçılığın oldukça normal karşılandığı bir dönemde geçiyor) fail tarafından bakıyoruz. Böylesi bir insanlık suçunun normalliği şok etkisi yaratıyor. Kitap okurun da kendi içine bir ayna tutmasının, ırkçılıkla yüzleşmesinin önünü açıyor. Kadransız Saat elbette çok daha fazlası, tekrar tekrar okunabilecek bir eser. Banu Yıldıran Genç’e sonsuz teşekkürler. (Henüz şahane kitabı Geri Döndüğüm Yerler’i okuyamadık, mahcubuz ama yeni yılın ilk kitaplarından olacak.)
Size göre 2022 yılının önemli edebiyat ya da yayıncılık olayları nelerdi?
Bu hususta söyleyecek fazla bir sözümüz yok. Sadece, ekonomik şartların ağır etkisinin yayıncılığı, en azından bizdeki yayıncılığı etkileyen çok önemli bir unsur olduğunu belirtebiliriz. Artan baskı maliyetlerinin özellikle butik yayınevlerini zorladığını tahmin etmek güç değil. Her geçen an kitap yayımlamak, kitaba ulaşmak zorlaşıyor. Son olarak, her şeye rağmen çizgi romanın yükselişi, kendi adımıza memnun edici.
Edebiyat ortamımıza baktığınızda ne gibi sorunlar ve eksiklikler görüyorsunuz?
Şu an en önemli sorun ekonomi gibi…
Diğer sorunların çoğu ise ne yazık ki hemen her sene dile getirdiğimiz, pek fazla kişinin şikâyet ettiği, çözüme ulaşamadığımız sorunlar. Örneğin, edebiyat ödüllerindeki sorunlar, eleştiri ortamının olmaması, ilişkiler ağının belirleyiciliği… Saymayı sürdürebiliriz.
Bir okur olarak bizim penceremizden de oldukça üzücü durumlar…
Bunların dışında herkesin herkese (sosyal medyada da olsa) “okurluk” konusunda ahkam keser hale gelmesi, okuma keyfinin okurların elinden alınması şeklinde bir durum oluşturdu sanki.
Pek çok kişinin aşırı ciddi, sadece kendi yazdıklarını, okuduklarını önemseyen tavırları da rahatsız edici boyutlara ulaştı.
Yazı ve okumak dışında vakit kaybettiren ne varsa uğraşır olduk. Belki bir parça daha eğlenceli yaklaşmalıyız edebiyata veya edebiyatı dünyanın en ciddi, en önemli işi olarak görmemeliyiz.
Soruşturma daveti için çok çok teşekkür ederiz, Parşömen’de, böylesi değerli isimlerin arasında yer almak harika.
Var olunuz.
